Zekeriya Altuntaş Köşe Yazısı: ZİHİN İŞGALİ: SINIRLARIN DEĞİL, RUHUN KUŞATILMASI Zekeriya Altuntaş Köşe Yazısı: ZİHİN İŞGALİ: SINIRLARIN DEĞİL, RUHUN KUŞATILMASI
Tarih boyunca toplumların bağımsızlığı, haritalar ve sınırlar üzerinden tanımlandı. Bir ülkenin ordularının yenilmesi, topraklarının yabancı çizmeler altında kalması hep "fiziki işgal" olarak adlandırıldı. Ancak fiziki işgaller açık ve nettir; düşmanı gösterir, tepkiyi örgütler ve milletteki direniş ruhunu diri tutar. Tıpkı Kurtuluş Savaşı’mızda olduğu gibi; düşman askeri kapıya dayandığında bu millet yediden yediye birleşmiş, omuz omuza vererek o işgali defetmiştir.
Fakat asıl tehlikeli, asıl sinsi olan başkadır. Bir medeniyeti asıl yok eden, haritaların değil; zihinlerin, ruhların ve hafızanın işgal edilmesidir. Cemil Meriç’in o çarpıcı tespitiyle söyleyelim: “Maarif davası olmayan milletlerin bağımsızlığı hürriyet değildir; sadece bir esarettir.”
Zihin işgali, toplumu kendi köklerine yabancılaştıran, özgüvenini kurutan ve insanı kendi celladına hayran kılan en yıkıcı emperyalizm biçimidir. Bosna-Hersek’in ilk Cumhurbaşkanı ve bilge lider Aliya İzzetbegoviç, bu tehlikenin ve boyun eğmeyişin şiarını "Savaş, ölünce değil düşmana benzeyince kaybedilir" sözüyle özetler. Asıl mağlubiyet, fiziki olarak yok olmak değil; ruhun ve benliğin teslim bayrağını çekmesidir.
Sömürgeci güçler, bir coğrafyayı kalıcı olarak tahakküm altına almak için ordulardan önce zihinsel dönüştürme araçlarını devreye sokarlar. Peyami Safa’nın belirttiği gibi, “Kendi kültüründen kopan toplumlar, başka kültürlerin kolonisi olmaya mahkûmdurlar.” Eğitim müfredatlarından popüler kültüre kadar her şey, toplumun kendi geçmişiyle bağını koparmak üzere kurgulanır. Kendi kadim birikimimiz "gerilik" olarak etiketlenirken, egemen küresel kültürün değerleri yegane "ilericilik" ölçütü olarak dayatılır.
Tam da bu noktada, Batı hayranlığını ve öz değerlerine yabancılaşmayı eleştiren Necip Fazıl Kısakürek, şu mısralarıyla adeta bugünün zihniyet tablosunu resmeder:
Zamanı kokutanlar mürteci diyor bana;
Yükseldik sanıyorlar, alçaldıkça tabana.
Üstat bu dizelerinde, maddi ve teknolojik ilerlemeyi tek ölçüt sayan, manevi değerlerden ve köklerinden uzaklaşan zihniyeti sert bir şekilde eleştirir. Kendisine "mürteci" (gerici) diyenlerin aslında ahlaki ve manevi anlamda dibe vurduğunu, asıl ilerlemenin geçmişteki köklü değerlerle kurulabileceğini ifade eder. Çünkü köksüzlük en büyük öksüzlüktür. Kökünden koparılan insan, rüzgâr önündeki kuru yaprak misali savrulmaya mahkûmdur.
Bunun edebiyattaki en acı metaforu Cengiz Aytmatov’un anlattığı "mankurt"tur. Annesini bile tanımayan, efendisinin her emrini sorgulamadan yerine getiren iradesiz köleler... Bugün de ekranlarda, dijital mecralarda genç kuşakların zihinleri işte bu mankurtlaştırma süreçleriyle kuşatılıyor. Milli ve manevi bilincin yerini sınırsız tüketim aldığında, bir toplum geleceğini emanet edeceği evlatlarını kaybediyor.
Öyle bir boyuta geldik ki, Filistin’deki Siyonist katliamlar karşısında dahi işgal altındaki bazı zihinler haksızlığı haklı görme eğilimine girebiliyor. Ev sahibini suçlayıp hırsızı alkışlayan o hastalıklı bakış açısı, zihinsel işgalin ulaştığı ürkütücü boyutu net biçimde özetliyor. Mehmet Akif’in “Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar?” dizesi, bugün ekranlarımızda ve sokaklarımızda tam anlamıyla tecelli ediyor.
Peki, bu girdaptan nasıl çıkacağız?
Fiziki işgaller fedakârlıkla biter ama zihin işgalini söküp atmak nesiller sürecek bir uyanış ve kararlı bir direniş ister. Aliya İzzetbegoviç’in hatırlattığı gibi: “Tarihini bilmeyen, coğrafyasını başkalarının çizer.”
Öncelikle dünyadaki gelişmeleri küresel odakların piyonu olan ajansların gözüyle değil; kendi milli, tarihi ve manevi değerlerimizin süzgecinden geçirerek okumak zorundayız. Medya ve popüler kültürün dayattığı uyuşturucu içeriklere karşı eleştirel bir bilinç kuşanmalı; Kur'an’dan, sünnetten ve bu toprağın kadim medeniyet mirasından asla kopmamalıyız.
Unutmayalım ki; bir milletin asıl beka meselesi, sınırlarının güvenliği kadar zihinlerinin ve kalplerinin muhafazasıdır. Kendi kimliğini koruma iradesi gösteren, tarihine ve değerlerine sahip çıkan toplumlar, hangi küresel kuşatmayla karşılaşırsa karşılaşsın varlığını özgün bir şekilde geleceğe taşımayı başaracaktır.
Vesselâm.
Zekeriya ALTUNTAŞ
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Zekeriya Altuntaş Köşe Yazısı: DİJİTAL BAĞIMLILIĞIN EN YIKICI YÜZÜ:SANAL KUMAR 27 Ekim 2026 Salı
- Zekeriya Altuntaş Yazdı: KİTAPLARIN ARASINDA GEÇEN BİR ÖMÜR: MAKSUT BAYAZIT 12 Ekim 2026 Pazartesi
- Zekeriya Altuntaş Köşe Yazısı: KÂĞITTAN DÜNYALARIN KEŞFİNDE BULUŞMAK 30 Eylül 2026 Çarşamba
- Zekeriya Altuntaş Köşe Yazısı: Gazilerimize Vefa Borcu 20 Eylül 2026 Pazar