Şair Yazar Merve Sühan ile Röportajımız
30 Ekim 2026 10:52

Şair Yazar Merve Sühan ile Röportajımız Şair Yazar Merve Sühan ile Röportajımız

Şair Yazar Merve Sühan ile Röportajımız

Mustafa Söğüt Tüm haberleri

Öncelikle sizi biraz daha yakından tanımak isteriz. Edebiyata ve şiire olan ilginiz nasıl başladı? Sizi yazmaya yönlendiren en önemli duygu veya olay neydi?

7 yaşındaydım babamı kaybettiğimizde. Babam öldükten sonra 3 sene kadar konuşamadım.
Malatyadaydık o zamanlar. Aile Elazığ’da diye Elazığ’a taşındık. Yeni şehir yeni okul hem dilsiz hem sağır sandı beni. İletişim kuramadılar benimle . Bende çok içine kapanıktım o zamanlar. Malum bir kayıp , yeni şehir, yeni insanlar travmatik konuşamama süreci ve annemin babamın yasıyla bizi bile hatırlamaması. Sürekli farklı akrabaların yanında olmamız daha da içime kapanmama sebepti. O dönemler kitapları keşfettim. Okumak yeni bir dünya yeni insanlar yeni yüzler yeni karekterler yeni hayatlarla tanıştırdı. Dünyam artık orası olmuştu . Sadece kitap okuyunca iyi hissediyordum. O tüm stresimi alıyordu. Türkçe öğretmenim iyi kompozisyon yazdığımı farkedince bir defter hediye etmişti bana. Buraya yaz günlük tut dedi. Yazma serüveni öyle başladı. Konuşamadığım için sürekli yazardım. En yakın arkdaşım bir defter bir kalem ve içinde hayatı öğrendiğim kitapların karekteriydi. Kompozisyon yarışmalarında sürekli birinci oldum. Türkiye de bi yarışma yapıldı ben 7. Sınıftayken bir mektup yarışmasıydı orada da birinci oldum. O başarı beni kendime getirdi. Sonrası zaten konuşmaya başladım. Dilim çözüldü. O günden beri yazıyorum. Sanırım en iyi iletişim aracım yazmak diyebilirim. Bide Annemin ben 18 yaşındayken babamın ölmeden önce tuttuğu günlüğü okuduktan sonra Yazmaya daha sıkı tutundum. Babamı yazdıkları sayesinde tanıdım. O yüzden söz uçar yazı kalır kısmının net yaşanmış örneğiyim… Yazmaya başlama serüvenim ve benim için önemi bu. 14 yaşında bir kızım var her yaş gününde bir mektup alır benden. Ve her sene bir defter yazarım onun bana kattığı ve hayatın bana getirmiş olduğu tecrübelere dair Ölümün ne vakit gelip bulacağını bilmediğim için kızımı bu hayata ölüp gitsem dahi bir klavuz olarak kalsın diye ardımda bırakacağım bir emanet. Babamın bugün ki Sühanın karekterinin sağlamlaştırmasına büyük sebeptir.


Şiir, insanın ruhuna dokunan en güçlü sanat dallarından biridir. Sizin için şiir ne ifade ediyor? Kaleminize en çok hangi duygular ilham veriyor?

Şiir, söz , kelam ruhumu haziran sıcağında bir yağmur gibi içimi ferahlatan, Temmuz sıcağında bir rüzgar gibi tenimi okşayan, içimin en sıkıldığı vakitlerde bir nefes gibi bana iyi gelen şifalı bir el gibi. Yazmak için bir ilhama ihtiyacım yok. O an gökyüzü, bir kuş, bir insan tebessümü, bir kedi hırıltısı, bir melodi , bir hikaye, okuduğum bir söz ve dinlediğim bir tecrübe yazmama sebep olabiliyor. Ama en çok iyi bir müzik ya da bir melodi müziğin ruhumu sardığı her an ilham alıp yazabiliyorum.


Bir şair ve yazar olarak eserlerinizi kaleme alırken okuyucularınıza hangi mesajları vermeyi amaçlıyorsunuz? Şiirlerinizde ve yazılarınızda özellikle üzerinde durduğunuz konular nelerdir?

 Eserlerimi kaleme alırken en büyük arzum, okuyucularımın kalbine dokunabilmek ve onlara kendi iç dünyalarından bir parça sunabilmekti. Şunu biliyorum edebiyat insanın kendisini ve hayatı daha derinden anlamasına vesile olan en kıymetli yolculuklardan biri .

Yazılarımda en çok insanın iç dünyasına, aşkın farklı hâllerine, özleme, kırgınlıklara, hayata dair sorgulamalara ve insan ruhunun derinliklerinde saklı kalan duygulara yer veriyorum. Bazen bir insanın söyleyemediği bir sözü, bazen de yıllardır içinde taşıdığı bir duyguyu kelimelerle ifade etmeye çalışıyorum.

Benim için yazmak, yalnızca duyguları anlatmak değil; okuyucunun kendi kalbine de bir pencere açabilmek. Bir şiirimin ya da yazımın, okuyucunun ruhunda bir iz bırakmasını, ona kendisini hatırlatmasını ve belki de hiç fark etmediği bir duyguyla yüzleşmesine vesile olmasını isterim. Okudukça evet bende böyle hissetmiştim tam olarak buydu o duygu dedirtmek. Çünkü o duyguyu anlatamıyor insan belki ama bir yerde anlaşılmak istiyor.

insanın kalbine dokunan her kelimenin bir anlamı, her anlamın da bir hikâyesi vardır. Ben kalemimle o hikâyelere ses olmayı, insanın ruhunda saklı kalan güzellikleri ve incelikleri görünür kılmayı amaçlıyorum. Görünür olmak istiyoruz en olmak istediklerimize. Olamayınca yazıyoruz :) yazamayınca okuduklarımız da ruhumuza rastlıyoruz. Bu da şiirin önemini yıllar geçse de arttırıyor ve önemini kaybetmiyor. Seneler geçse de o şiir dilimize yerleşiyor. Tıpkı unutulmayan şarkılar gibi. Şarkıların çoğu da da şiirlerden çıkmıştır bu detayı da unutmayalım

 
Günümüzde teknolojinin ve sosyal medyanın hızla gelişmesiyle birlikte kitap okuma alışkanlıklarının değiştiğini görüyoruz. Sizce günümüz toplumunda şiire, edebiyata ve yazarlara yeterince değer veriliyor mu?

Bence günümüzde şiire, edebiyata ve yazarlara verilen değer, edebiyatın insan hayatındaki yeriyle kıyaslandığında yeterli değil. Teknoloji ve sosyal medya, insanlara çok daha hızlı ulaşma imkânı sunuyor; ancak bu hızın içinde bazen durup düşünmeyi, bir cümlenin üzerinde uzun uzun kalmayı ve kelimelerin ruhumuza dokunmasına izin vermeyi unutuyoruz. Oysa şiir, aceleye gelmeyen bir sanattır; insanın kendine ve hayata yaklaşmasını sağlayan özel bir alandır.
Bir yazar olarak inanıyorum ki edebiyatın değeri, yalnızca kaç kitap satıldığıyla ya da bir eserin kaç kişiye ulaştığıyla ölçülemez. Bazen bir şiirin tek bir insanda uyandırdığı duygu, binlerce kişiye ulaşan bir paylaşımın etkisinden çok daha derindir. Elbette sosyal medyanın edebiyatı görünür kılan, yeni yazarlara kapılar açan güzel bir tarafı da var. Ancak burada önemli olan, görünürlüğün niteliğe dönüşebilmesi ve edebiyatın tüketilip geçilen bir içerik olmaktan çıkıp insanın içinde iz bırakan bir deneyime dönüşmesidir.

Benim için yazmak, yalnızca kelimeleri bir araya getirmek değil; insanın içinde adını koyamadığı duygulara bir ses, anlatamadığı hislere bir karşılık bulmaktır. Bu nedenle edebiyatın hiçbir zaman değerini yitireceğine inanmıyorum. Belki zaman değişiyor, alışkanlıklarımız dönüşüyor; fakat insanın sevmeye, özlemeye, anlaşılmaya ve kendini ifade etmeye duyduğu ihtiyaç değişmiyor. İnsan var olduğu sürece edebiyat da var olacak; çünkü insanın sustuğu yerde bazen bir şiir konuşmaya devam edecek. Bence asıl mesele, edebiyatın değerini kaybetmesi değil, ona hak ettiği zamanı ve dikkati ne kadar ayırabildiğimizdir.


Bir milletin kültürel kimliğinin korunmasında şairlerin ve yazarların önemli sorumlulukları olduğuna inanıyoruz. Sizce edebiyatın toplumsal değerlerimizin, millî ve manevi kültürümüzün gelecek nesillere aktarılmasındaki rolü nedir?

Bence edebiyat, bir milletin hafızası ve ruhudur. Çünkü bir toplumun kültürü yalnızca tarih kitaplarında, geleneklerinde ya da sözlü anlatılarında yaşamaz; şiirlerinde, hikâyelerinde, türkülerinde ve kelimelerine yüklediği anlamlarda da hayat bulur. Şairler ve yazarlar, yaşadıkları dönemin duygularını, düşüncelerini, acılarını ve sevinçlerini eserlerine taşıyarak geçmişle gelecek arasında görünmez ama güçlü bir köprü kurarlar.
Millî ve manevi değerlerimizin gelecek nesillere aktarılmasında edebiyatın çok özel bir yeri olduğuna inanıyorum. Çünkü insan, kendisine anlatılan bir değeri zamanla unutabilir; ancak bir hikâyede hissettiği merhameti, bir şiirde karşılaştığı vatan sevgisini ya da bir romanda tanıdığı fedakârlığı kolay kolay unutmaz. Edebiyat, değerleri yalnızca öğretmez, onları insanın kalbine de dokundurur. Dilimizi, tarihî hafızamızı, geleneklerimizi, inancımızı ve bizi biz yapan ortak duygularımızı yaşatmanın en etkili yollarından biri de budur.

Bir yazar olarak sorumluluğumuzun yalnızca güzel cümleler kurmak olmadığını düşünüyorum. Yazdığımız her eserde insanı, hayatı ve toplumu anlamaya yönelik bir çaba olmalı. Geçmişin mirasını korurken bugünün insanına da seslenebilmeli, geleceğe bırakacağımız kelimelerin taşıdığı sorumluluğun farkında olmalıyız. Çünkü edebiyat, bir dönemi anlatırken aynı zamanda o dönemin ruhunu da geleceğe taşır.
Ben inanıyorum ki bir milletin dili yaşarsa kültürü, kültürü yaşarsa hafızası yaşar. Şairler ve yazarlar da bu hafızanın emanetçileridir. Bizler kelimelerimizle yalnızca bugüne değil, henüz doğmamış nesillere de sesleniriz. Belki yıllar sonra bir insan, yazdığımız bir şiirde kendinden bir parça bulacak, bir hikâyemizde köklerini hatırlayacak. İşte edebiyatın asıl gücü de burada saklıdır: Zaman geçse, çağlar değişse bile insanın özünden gelen değerleri kelimeler aracılığıyla yaşatabilmek.

Bugüne kadar kaleme aldığınız eserler arasında sizin için ayrı bir anlam ve öneme sahip olan bir şiiriniz veya kitabınız var mı? Ayrıca edebiyat dünyasına kazandırmayı düşündüğünüz yeni projelerinizden bahseder misiniz?

Elbette. Bugüne kadar yayımlanmış iki kitabım var ve her ikisi de benim için çok kıymetli. Ancak ilk kitabım Yalnızlığın Refakatçisinin gönlümde ayrı bir yeri var. Çünkü o kitap, edebiyat yolculuğumun ilk adımı, ilk heyecanı ve ilk büyük hayaliydi. İlk kez bir kitabın sayfalarında kendi dünyamı okurlarla buluşturmanın heyecanını yaşadım. Bu duyguyu, bir annenin ilk evladını kucağına almasına benzetiyorum. Her şiirim benim için bir evlat kadar kıymetli; her biri ruhumdan bir parçayı, yaşanmışlıklarımı ve içimde biriktirdiğim duyguları taşıyor.

Şu anda aktif olarak üçüncü şiir kitabım üzerinde çalışıyorum. Bunun yanı sıra bir roman projem var ve onun üzerinde de çalışmalarımı sürdürüyorum. Edebiyat yolculuğumu farklı türlerde eserlerle zenginleştirmek, okuyucularımla yeni hikâyeler ve duygular paylaşmak istiyorum.

Ayrıca Genel Yayın Yönetmeni olarak görev yaptığım Blogya sitesinde yazılarım yayımlanmaya devam ediyor. Yazmak, benim için yalnızca bir üretim biçimi değil; kendimi, insanı ve hayatı anlama yolculuğu. Bu yolculukta yeni eserlerle okurlarımın kalbine dokunabilmeyi ve kelimeler aracılığıyla kalıcı izler bırakabilmeyi diliyorum.


Son olarak, edebiyata gönül veren, şiir yazmak ve kitap çıkarmak isteyen gençlerimize neler tavsiye edersiniz? Ayrıca eserlerinizi takip eden okuyucularınıza ve sizi sevenlere vermek istediğiniz mesaj nedir?

Edebiyata gönül veren, şiir yazmak ve kitap çıkarmak isteyen gençlerimize öncelikle kendilerine ve kalemlerine inanmalarını tavsiye ederim. Yazmak, insanın kendi iç dünyasına yaptığı uzun ve bazen de oldukça cesaret isteyen bir yolculuktur. Bu yolculukta sabırlı olmak, okumaktan vazgeçmemek ve yaşadıklarımızı, hissettiklerimizi içtenlikle kelimelere dökebilmek çok kıymetlidir. Çünkü bana göre iyi bir yazar olmanın ilk şartı, iyi bir gözlemci ve iyi bir okur olmaktır. İnsanları, hayatı, sessizliği, hatta söylenmeyenleri okuyabilmek gerekir.

Kitap çıkarmak elbette güzel bir hayaldir ancak bu hayalin ardında emek, sabır ve zaman vardır. Gençlerimize, acele etmeden kendi seslerini bulmalarını ve yazdıklarını geliştirmekten çekinmemelerini öneririm. Her şiir, her satır, insanı kendi kalemine biraz daha yaklaştırır.

Okuyucularıma ve beni sevenlere ise şunu söylemek isterim: Bir yazarın en büyük mutluluğu, kaleminden dökülen birkaç kelimenin başka bir insanın kalbine dokunabilmesidir. Bazen bir şiir, hiç tanımadığınız bir insanın yalnızlığına eşlik eder; bazen bir cümle, birinin içinden geçip de dile getiremediği duygulara tercüman olur. Benim için edebiyatın en güzel tarafı da budur.

Kalemimden dökülen her kelimede bir parçamı bırakıyorum. Dilerim yazdıklarım, okuyanların kalbinde kendilerine ait bir duyguya, bir hatıraya ya da güzel bir düşünceye kapı aralar. Bana eşlik eden, eserlerimi okuyan ve kalbinde bana yer açan herkese gönülden teşekkür ediyorum. İyi ki kelimelerin yolları bizi birbirimize ulaştırıyor.

Habere ait diğer görseller

Güncelleme: 30 Ekim 2026 11:02
Deneme 2
Deneme 1
X