Vahap Acar Köşe Yazısı Vahap Acar Köşe Yazısı: Kedi Karga Ve Sınırlı Akıl

21 Eylül 2026 21:17
Vahap Acar Köşe Yazısı: Kedi Karga Ve Sınırlı Akıl

İmamlık yaptığım köyde, toprak damlı, küçük pencereli mütevazı evimin önünde, duvarın gölgesine oturmuş, önümde uzanan dağları seyrediyordum.

Gökyüzü masmaviydi.
Dağların yamaçlarında taşlar, ağaçlar, çiçekler; havada kuşlar, yerde böcekler… Her şey kendi sessiz diliyle bir şeyler söylüyor gibiydi. İnsan bazen tabiatı seyrederken sadece gördüklerini değil, gördüklerinin arkasındaki görünmeyeni de düşünmeye başlıyor.

Biraz ileride, içinden zaman zaman su geçen küçük bir ark vardı. Suyun geldiği dönemlerde yeşeren toprak, zamanla söğüt ağaçlarını büyütmüştü. Dalları suya doğru eğilmiş, yaprakları hafif rüzgârda sallanan bu söğütlerden birine gayri ihtiyari bakarken gözüm birden dalların arasındaki bir kediye takıldı.
Kedi hareketsizdi.
Fakat gözleri hareketliydi.
Belli ki bir avın peşindeydi.
Biraz ileride, söğüdün dallarının ucuna yakın bir yerde irice bir karga duruyordu. Karga olup bitenden habersiz, arkasını dönmüş, kendi dünyasında sakin sakin bekliyordu.
Kedi ise yavaş yavaş ilerliyordu.
Bir adım…
Biraz daha…
Biraz daha…
Sanki bütün vücudunu sessizliğe dönüştürmüş, kargaya görünmeden yaklaşmaya çalışıyordu.

Derken bir anda fırladı!
Karga daha ne olduğunu anlayamadan kedi kuyruğuna yapıştı.
Fakat karga da can havliyle kanatlarını açıp havalandı.
İşte o anda gözlerimin önünde hayatım boyunca unutmayacağım bir manzara oluştu.
Karga gökyüzüne doğru uçuyor, kedi ise karganın kuyruğuna asılmış, havada aşağı doğru sallanıyordu!

Karga çırpındıkça irtifa kaybediyor, fakat canını kurtarmak için bütün gücüyle kanat çırpmaya devam ediyordu.
Kedi ise bırakmamakta kararlıydı.
Bir süre böyle devam ettiler.
Sonra kedi pes etti.
Karganın kuyruğunu bıraktığı anda, yüksekten aşağıya doğru pat diye düştü.

Ben de o manzarayı seyrederken kendi kendime düşündüm:
“İşte insanın aklı da bazen bu kediye benziyor.”
Kedi, kendi kabiliyetine güvenerek kargayı yakalayabileceğini düşündü.
Fakat kedi için ne kadar güç ve çeviklik varsa, onun da bir sınırı vardı.
Kedi ağaca tırmanabilir.
Sessizce yaklaşabilir.
Sıçrayabilir.
Pençeleriyle yakalayabilir.
Ama gökyüzünde uçabilir mi?
Hayır.
Çünkü onun kabiliyetlerinin bir sınırı vardır.

İnsanın da aklı vardır.
Hem de muazzam bir akıl…
Düşünür, araştırır, ölçer, hesaplar, keşfeder. Dağları deler, denizleri aşar, uzaya araç gönderir.
Fakat bütün bunlara rağmen insan aklının da bir sınırı vardır.

İnsan gözleriyle gördüğünü bile tam olarak göremez.
Bir kutuya baktığında kutunun kendisine bakan tarafını görür. Arkasını göremez. Altını göremez. İçinde ne olduğunu dışarıdan bakarak bilemez.

Kulakları da sınırlıdır.
Belli frekanslar arasındaki sesleri duyabilir.
Eğer insan kulağı duyabileceği bütün sesleri duysaydı, belki de gecenin sessizliğinde karıncaların ayak seslerinden bile rahatsız olacaktı.
Göz sınırlı…
Kulak sınırlı…
Dokunma sınırlı…
Koku sınırlı…
Tat sınırlı…
Akıl da sınırlı…

Üstelik insan kendi bedeninin içinde olup bitenleri bile tam olarak bilemez.
Kalbi nasıl çalışıyor?
Karaciğeri hangi işlemleri yapıyor?
Hücreleri nasıl çoğalıyor?
Bağışıklık sistemi hangi anda, hangi mikroba karşı nasıl harekete geçiyor?
İnsan bunların çoğunu kendi iradesiyle yönetmiyor.
Hatta çoğunun nasıl gerçekleştiğini tam olarak bilmiyor.
Kendi bedeninin içinde meydana gelen milyonlarca hadiseye tam anlamıyla hâkim olmayan insan, bütün kâinatı yalnızca kendi aklıyla nasıl kuşatabilir?

İşte burada insanın önünde çok önemli bir gerçek beliriyor:
Akıl değerlidir ama sınırsız değildir.
İnsan aklını kullanmalıdır.
Araştırmalıdır.
Düşünmelidir.
Sorgulamalıdır.
Fakat kendi sınırlı aklını bütün hakikatin tek ölçüsü hâline getirdiğinde, farkında olmadan kendi sınırlarını unutmuş olur.
Tıpkı karganın kuyruğuna yapışan kedi gibi…

Kedi kargayı yakalamıştı ama uçmayı hesap edememişti.
İnsan da kendi aklıyla birçok şeyi keşfedebilir; fakat yaratılışın bütün sırlarını yalnızca kendi imkânlarıyla kuşatamaz.
İşte burada vahiy devreye girer.
Allah Teâlâ insanı akılsız yaratmamıştır.
Tam tersine ona akıl vermiş, düşünmesini istemiş, kâinata bakmasını ve ibret almasını emretmiştir.
Fakat aklın ulaşamayacağı alanlarda insana yol göstermek için peygamberler göndermiş, vahiy indirmiştir.
Kur’an'ın insana yaptığı şey, aklı susturmak değil; akla istikamet vermektir.

Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Allah, iman edenlerin velîsidir; onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır.”
(Bakara, 2/257)
Yine şöyle buyurur:
“Şüphesiz Allah iman edenlerin Mevlâsıdır; kâfirlerin ise Mevlâsı yoktur.”
(Muhammed, 47/11)
Fussilet Suresi'nde ise iman edenlere şöyle hitap edilir:
“Biz dünya hayatında da ahirette de sizin dostlarınızız.”
(Fussilet, 41/31)
Demek ki insan yalnız bırakılmamıştır.
Aklı vardır.
Vicdanı vardır.
Fakat bunların yanında vahiy gibi ilahî bir rehberi de vardır.
İnsan kâinata bakar; vahiy ona neye bakması gerektiğini öğretir.
Gökyüzüne bakar; vahiy ona gökyüzünün sahibini hatırlatır.
Yağmura bakar; onun sadece bir su döngüsünden ibaret olmadığını, Allah'ın kudretinin tecellilerini düşünmesini öğretir.

Kendisine bakar; yaratılışını düşünür ve sonunda kendi kendine şu soruyu sorar:
“Ben kimim ve niçin yaratıldım?”
İşte insanın asıl yolculuğu burada başlar.
Çünkü insan sadece aklıyla yürürse, bir noktada kendi sınırlarına çarpar.
Ama aklını vahyin ışığıyla buluşturursa, aklı küçülmez; aksine istikamet kazanır.

O gün söğüt ağacının altında gördüğüm kedi ile karga bana bunu düşündürmüştü.
Kedi kargayı yakalamak istemişti ama kendi sınırını bilmiyordu.
İnsan da hakikati ararken önce kendi sınırını bilmelidir.
İnsan, sınırlı olduğunu kabul ettiği gün hakikate yaklaşmaya başlar.

Tasavvuf büyüklerinin dilinde bu hâle bir başka pencereden bakılır:
“Kendini bilen, Rabbini bilir.”
Çünkü insanın kendi acziyetini fark etmesi, bazen Rabbini aramaya attığı ilk adımdır.

Ve belki de o gün, kuyrukta asılı kalan kedi ile gökyüzüne doğru çırpınan karga bana sessizce şunu söylüyordu:
“Aklını kullan; ama aklının da bir sınırı olduğunu unutma. Çünkü sınırlı olan, sınırsız hakikati ancak kendisine gösterilen kadar görebilir.”

21.09.2026 Atakum.Samsun.5

YORUMLAR
  • Toplam 1 yorum
HAYRİ BOSTAN 23:54 - 21 Eylül 2026

Teşekkürler Sayın Vahap Acar. Yazınızı zevkle, keyifle okudum. Kaleminize, yüreğinize sağlık.

0 Beğenmedim

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
Black Coffe & Tea
Uluslararası Milli Görüş Yardım Organizasyonu - İMG Türkiye
X