Tuğba Tunalı
Tuğba Tunalı

Tuğba Tunalı Köşe Yazısı: KALABALIKLAR ÇOĞALDI, İNSANLIK EKSİLDİ! Tuğba Tunalı Köşe Yazısı: KALABALIKLAR ÇOĞALDI, İNSANLIK EKSİLDİ!

20 Ekim 2026 15:47
Tuğba Tunalı Köşe Yazısı: KALABALIKLAR ÇOĞALDI, İNSANLIK EKSİLDİ!

 

İnsan neden bu kadar yalnız?

Hiç düşündünüz mü, neden bunca insanın arasında kendimizi anlatacak bir insan bulamıyoruz?

Telefonlarımız susmuyor, bildirimlerimiz eksik olmuyor, sosyal medya hesaplarımız yüzlerce, hatta binlerce insanla dolu. Herkes birbirinin hayatından haberdar; kimin nerede olduğunu, ne yediğini, nereye gittiğini biliyoruz. Ama iş, bir insanın yüreğinde kopan fırtınayı anlamaya gelince ortalık bir anda sessizliğe bürünüyor.

Ne tuhaf değil mi?

Bir fotoğrafımıza onlarca beğeni geliyor da gözümüzün içine bakıp “Sen bugün neden böyle dalgınsın?” diye soran çıkmıyor. Mutluluğumuzu sergileyecek bir vitrinimiz var ama mutsuzluğumuzu bırakacak güvenli bir limanımız yok.

Biz ne ara birbirimizin hayatına bu kadar dâhil olup birbirimizin derdine bu kadar yabancılaştık?

Eskiden insanlar birbirinin kapısını çalardı, şimdi çevrimiçi olup olmadığını kontrol ediyoruz. Eskiden bir fincan kahvenin yanında saatlerce dertleşirdik, şimdi bir insanın derdini dinlerken bile gözümüz başka bir bildirimde.

Bir sofraya oturuyoruz; bedenlerimiz yan yana, zihinlerimiz başka dünyalarda. Aynı evin içinde yaşıyor, birbirimizin sesini duyuyor ama çoğu zaman birbirimizin ruhuna dokunamıyoruz.

Sonra da yalnızlıktan şikâyet ediyoruz.

Oysa yalnızlık her zaman etrafında kimsenin olmaması değildir. Bazen en kalabalık sofrada, en neşeli kahkahaların arasında, hatta en sevdiğin insanın yanında bile kendini yapayalnız hissedersin. Çünkü insanın ihtiyacı sadece birilerinin yanında bulunması değil, birilerinin yanında kendisi olabilmesidir.

Üstelik toplum olarak bu yalnızlığı büyüten bir başka alışkanlığımız daha var: İnsanları dinlemek yerine yargılamak.

Bir derdini anlatırsın, sana akıl verirler. Bir yanlışını anlatırsın, seni mahkûm ederler. Zayıf bir yanını gösterirsin, bir gün aleyhine kullanırlar. Böyle böyle insan, anlatmaktan vazgeçer. Gülümsemeyi öğrenir, susmayı alışkanlık hâline getirir, kendi içinde taşıdığı yükü kimseye belli etmeden yaşamaya devam eder.

Sonra o insana dönüp “Sen çok değiştin.” deriz.

Belki de değişmedi. Belki sadece herkese her şeyini anlatamayacağını öğrendi.

Bir de şu meşhur güçlü insan meselesi var. Herkes güçlü görünmek istiyor. Kimse yorulduğunu belli etmek istemiyor. Çünkü bu çağda kırılganlık çoğu zaman bir insanlık hâli değil, sanki bir kusurmuş gibi karşılanıyor.

Herkes ayakta kalmanı bekliyor ama kimse hangi yaralarınla ayakta durduğunu merak etmiyor.

İşte asıl yorgunluk burada başlıyor.

İnsanların birbirine ihtiyacı var ama birbirine karşı tahammülü giderek azalıyor. Herkes anlaşılmak istiyor, fakat çok az insan gerçekten anlamaya çalışıyor.

Peki, hiç kendimize sorduk mu; başkasının yalnızlığından şikâyet ederken biz kimin yalnızlığını fark ettik? Kaç kez bir arkadaşımızın sesindeki kırgınlığı duyduk? Kaç kez bir yakınımızın “İyiyim.” derken aslında iyi olmadığını anlayabildik? Kaç kez kendi telaşımızı bir kenara bırakıp bir insanı gerçekten dinledik?

Belki de mesele yalnızca çağın değişmesi değil. Belki biz de bu değişimin içinde birbirimize ayırdığımız yeri küçülttük.

Çünkü insanı hayata bağlayan şey her zaman büyük başarılar, kalabalık çevreler ya da gösterişli mutluluklar değildir. Bazen içten bir mesaj, karşılıksız bir iyilik, yargılanmadan dinlenebildiğin birkaç dakika, bütün bir günün ağırlığını hafifletmeye yeter.

Kim bilir, belki de bir insanın hayatında yapabileceğimiz en büyük iyilik, ona yalnız olmadığını hissettirmektir.

Bu yüzden bugün birini arayın. Sırf işiniz düştüğü için değil. Bir beklentiniz olduğu için değil. Sadece sesini duymak için…

Ve mümkünse, “Nasılsın?” diye sorduğunuzda cevabını gerçekten dinleyin.

Çünkü bazen bir insanın hayatında eksik olan şey, yeni bir insan değil; mevcut insanların içinden kendisini gerçekten gören bir çift gözdür.

Son söz

Kalabalıklar çoğalıyor, şehirler büyüyor, iletişim araçları gelişiyor. Ama bütün bu gelişmelerin ortasında birbirimize dokunmayı unutuyorsak, burada bir şeyleri yeniden düşünmemiz gerekiyor.

Belki de çağımızın en büyük yoksulluğu parasızlık değil; insanın derdini anlatabileceği bir kalbin yokluğudur.

Ve şimdi asıl soruyu kendimize soralım:

Biz gerçekten yalnızlıktan mı şikâyetçiyiz, yoksa birbirimize insan gibi davranmanın sorumluluğundan mı kaçıyoruz?

Tuğba Tunalı

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
Black Coffe & Tea
Uluslararası Milli Görüş Yardım Organizasyonu - İMG Türkiye
X