Tuğba Tunalı Köşe Yazısı: İŞİNİ SEVMEK BİR AYRICALIK MI, YOKSA KENDİ HAYATINI SEÇMEK Mİ? Tuğba Tunalı Köşe Yazısı: İŞİNİ SEVMEK BİR AYRICALIK MI, YOKSA KENDİ HAYATINI SEÇMEK Mİ?
Bazı insanlar hayallerinin peşinden koşuyor, bazılarıysa ay sonunu getirebilmek için kendi hayallerinden vazgeçiyor. Peki, aynı dünyada yaşarken neden herkesin hayatını seçme özgürlüğü aynı değil?
Bir düşünün… Kaç sabah uyandınız da işe gitmek için değil, geçinmek zorunda olduğunuz için yataktan kalktınız? Kaç kez içinizden başka bir hayat geçirmekle yetinip faturaları, kirayı, kredi taksitlerini düşünerek hayallerinizi bir kez daha ertelediniz?
Belki de en acı gerçek şu: Herkes sevdiği işi yapmıyor. Çünkü herkesin sevdiği işi yapabilecek ekonomik özgürlüğü yok.
Kimi insan çalışırken yoruluyor ama yaptığı işten besleniyor. Kimi ise her akşam eve yalnızca bedenen değil, ruhen de tükenmiş dönüyor. Aynı saatlerde uyanıyor, aynı trafiğe giriyor, aynı mesaiyi dolduruyorlar. Ama birinin emeği hayatına anlam katarken diğeri, hayatını sürdürebilmek için kendinden eksiltiyor.
Peki, sevdiği işi yapan insanların sırrı gerçekten ne?
Şanslı olmak mı? Çok çalışmak mı? Yoksa bizim çoğu zaman cesaret edemediğimiz bir şeyi yapmak mı: Kendilerine ait bir hayat kurmak mı?
Bence mesele tam da burada başlıyor.
Çünkü sevdiği işi yapan insanların ilk sırrı, yaptıkları işe âşık olmaları değil; kendilerini tanımalarıdır. Neyi iyi yaptıklarını, neye tahammül edemediklerini, hangi alanda üretirken zamanın nasıl geçtiğini bilirler. Başkalarının alkışladığı hayatın peşinden koşmak yerine kendi iç seslerini dinlerler.
Biz ise çoğu zaman başka insanların ölçülerini kendi hayatımıza cetvel yapıyoruz. Bir mesleğin itibarı, maaşı, unvanı, çevrenin takdiri… Bütün bunların arasında kendimize şu soruyu sormayı unutuyoruz:
Ben gerçekten ne istiyorum?
Daha acısı, bazen bu sorunun cevabını bildiğimiz hâlde hayatımızı değiştiremiyoruz. Çünkü istemekle yapabilmek arasında kocaman bir ekonomik uçurum var.
İşte konuşmamız gereken asıl mesele de bu!
Bir insana sevdiği işi yapmasını söylemek kolay. Peki, o işin ilk aylarında kirasını kim ödeyecek? Çocuğunun okul masrafını, mutfak giderini, kredi taksitini kim karşılayacak? Birikimi olmayan, arkasında maddi destek bulamayan, her ay düzenli bir gelire ihtiyaç duyan insana hayallerinin peşinden git demek ne kadar gerçekçi?
Bugün pek çok insan sevmediği işi yaptığı için değil, başka seçeneği olmadığı için çalışıyor.
Sabah alarm çaldığında yataktan isteksizce kalkıyor ama faturalar beklemiyor. İş yerinde mutsuz oluyor ama ay sonu geliyor. Hayallerini erteliyor ama hayatın masrafları ertelenmiyor.
Sonra biz çıkıp ona, “Sevdiğin işi yap, mutlu ol!” diyoruz.
Ne kadar kolay, değil mi?
Hayallerin peşinden gitmek için bile bazen önce geçimini sağlayabilecek kadar güvende olmak gerekiyor.
Bize küçük yaşlardan itibaren güvenli bir hayatın, mutlu bir hayattan daha önemli olduğu öğretildi. Sevmediğimiz bir mesleği sırf garantisi var diye seçtik. İçimize sinmeyen işlerde yıllarımızı harcadık. Hayallerimizi ekonomik kaygıların, toplumsal beklentilerin ve başkalarının fikirlerinin arkasına sakladık.
Sonra da buna olgunluk dedik.
Oysa bazen olgunluk, hayallerinden vazgeçmek değil; onları gerçekleştirebilmek için gerçekçi bir yol haritası hazırlamaktır.
Sevdiği işi yapan insanların önemli özelliklerinden biri, tutkularını disiplinle beslemeleridir. Çünkü sevgi tek başına yetmez. Bir işi sevmek, o işin bütün zorluklarına katlanmak anlamına da gelmez. Onlar da yorulur, hata yapar, hayal kırıklığı yaşar, bazen vazgeçmenin eşiğine gelirler. Fakat neden başladıklarını unutmazlar.
Bir müzisyen saatlerce aynı notayı tekrar eder. Bir öğretmen her yıl aynı konuyu anlatırken bir çocuğun gözündeki ışığı görür. Bir aşçı aynı mutfakta yüzlerce tabak hazırlarken her tabağa kendi imzasını bırakmak ister. Bir yazar, bazen kimsenin okumayacağını düşünse bile kelimelerinin peşinden gider.
Onların farkı hiç yorulmamak değil, yaptıkları işe bir anlam yükleyebilmeleridir.
Bir başka önemli özellikleri ise başkalarının hayatıyla yarışmamalarıdır.
Çünkü sürekli kıyaslanan bir insan, kendi yolunu yürüyemez. Bir başkasının terfisini kendi yenilgisi, bir başkasının kazancını kendi eksikliği sanır. Oysa herkesin hayattan beklentisi farklıdır. Kiminin hayali bir şirket kurmak, kimininki sevdiği meslekte yıllarca üretmek, kimininki de kimseye muhtaç olmadan kendi ayakları üzerinde durabilmektir.
Ancak burada daha büyük bir adaletsizlik var.
Bazı insanlar sevdikleri işi yapabilmek için ailelerinden maddi destek alabiliyor, bir süre gelir elde etmeden yaşayabiliyor, hata yaptıklarında yeniden başlayabiliyor. Bazılarıysa tek bir yanlış kararın bedelini yıllarca ödemek zorunda kalıyor.
Birinin hayali için ayırabildiği zamanı, diğerinin geçinmek için çalıştığı saatler tüketiyor.
Dolayısıyla herkesin önüne aynı fırsatlar konulmadan herkesten aynı cesareti beklemek de adil değil.
Sevdiği işi yapmak bir ayrıcalığa dönüşmemeli. İnsanlar yalnızca geçinebilmek için ömürlerini tüketmek zorunda kalmamalı. Emeğin karşılığını aldığı, insanca yaşadığı, kendini geliştirebildiği ve geleceğinden korkmadan seçim yapabildiği bir çalışma hayatı mümkün olmalı.
Çünkü mesele yalnızca bireyin hayallerine ulaşması değil, o hayallere ulaşabilmesi için gerekli koşulların da var olmasıdır.
Üstelik sevdiği işi yapan herkes zengin ya da ünlü olmuyor. Bazıları çok para kazanamıyor, bazıları hak ettiği değeri göremiyor. Ama yaptıkları işle aralarında güçlü bir bağ kurabiliyorlar.
Belki de asıl mesele budur.
İnsan yalnızca para kazanmak için yaşamıyor. Yaptığı işte kendinden bir parça bulmak, sabah uyandığında hayatına yabancı hissetmemek, akşam başını yastığa koyduğunda bütün gününü boşa harcamadığını bilmek istiyor.
Ve şimdi kendimize biraz rahatsız edici bir soru soralım:
Biz gerçekten sevmediğimiz işleri yapmak zorunda mıyız, yoksa insanları başka seçenekleri olmayacak kadar çaresiz bırakan bir çalışma düzenine mi alıştık?
Belki de yıllardır ertelediğimiz şey bir meslek değişikliği değil, kendimizle tanışmaktır.
Elbette herkes bugün işini bırakıp hayallerinin peşinden koşamaz. Bazen önce birikim yapmak, yeni beceriler kazanmak, küçük adımlarla ilerlemek gerekir. Bazen sevdiğimiz işi ana gelirimizin yanına ekleyerek büyütürüz. Bazen de koşullar değişene kadar dayanmak zorunda kalırız. Bu, hayallerimizden vazgeçtiğimiz anlamına gelmez.
Çünkü insanın hayatını değiştirmesi her zaman büyük bir cesaret gösterisiyle başlamaz. Bazen kendine ayırdığı bir saatle, öğrendiği yeni bir beceriyle, attığı küçücük bir adımla başlar.
Unutmayalım; sevdiği işi yapan insanlar her sabah yataktan büyük bir heyecanla kalkmıyor. Onlar da hayatın ağırlığını taşıyor. Fakat mümkün olduğunda hayatın bütün yükünü başkalarının beklentileri uğruna taşımamaya çalışıyorlar.
İnsanın en büyük kaybı, para kaybetmek ya da istediği yere gelememek değildir. En büyük kayıp, geçinmek uğruna yaşamayı unutmak ve bir gün dönüp kendine şu soruyu sormaktır: Ben bu hayatın neresindeydim?
Belki de huzur, herkesin seni tanıması değil; senin kendini tanımandır.
Belki de özgürlük, istediğin her şeyi yapabilmek değil, istemediğin bir hayata mahkûm kalmamak için seçeneklere sahip olmaktır.
Çünkü insan yalnızca hayatta kalmak için değil, hayatı hissederek yaşamak için de çalışmalı.
Asla unutmayın,
Ve hiçbir insan, sırf karnını doyurabilmek için hayallerini sonsuza kadar aç bırakmak zorunda kalmamalı.
Hadi kalın sağlıcakla!
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Tuğba Tunalı Köşe Yazısı: PARANIN EFENDİSİ OLMAK İSTERKEN, PARANIN KÖLESİ OLANLAR… 02 Kasım 2026 Pazartesi
- Tuğba Tunalı Köşe Yazısı: HERKES SENİN HİKÂYENİ BİLMEK ZORUNDA DEĞİL! 29 Ekim 2026 Perşembe
- Tuğba Tunalı Köşe Yazısı: ESARETİN ADI HİÇ DEĞİŞMİYOR, BAĞIMLILIKLAR ! 28 Ekim 2026 Çarşamba
- Tuğba Tunalı Köşe Yazısı: BİZİ EN ÇOK YABANCILAR DEĞİL, YAKINLARIMIZ YORUYOR! 27 Ekim 2026 Salı
- Tuğba Tunalı Köşe Yazısı: İYİLİK BİLE REKLAM MALZEMESİ OLDU! 22 Ekim 2026 Perşembe
- Tuğba Tunalı Köşe Yazısı: KALABALIKLAR ÇOĞALDI, İNSANLIK EKSİLDİ! 20 Ekim 2026 Salı
- Tuğba Tunalı Köşe Yazısı: BU TOPLUMUN EN BÜYÜK SORUNU: HERKESİN KENDİNİ İSTİSNA SANMASI! 16 Ekim 2026 Cuma
- Tuğba Tunalı Köşe Yazısı: ÇOCUKLARA KAZANMAYI ÖĞRETİYORUZ DA KAYBEDERKEN İNSAN KALMAYI NEDEN ÖĞRETEMİYORUZ? 14 Ekim 2026 Çarşamba
- Tuğba Tunalı Köşe Yazısı: SÖZ VERMEK KOLAY, SÖZÜNÜN ARDINDA DURMAK MESELE 12 Ekim 2026 Pazartesi
- Tuğba Tunalı Köşe Yazısı: OĞLUNU KENDİNE DEĞİL, HAYATA BAĞLA ANNE! 11 Ekim 2026 Pazar