Eğitimci Yazar Hayri Bostan Köşe Yazısı: FAKİRLİĞİME TÜM KALBİMLE ŞÜKREDİYORUM Eğitimci Yazar Hayri Bostan Köşe Yazısı: FAKİRLİĞİME TÜM KALBİMLE ŞÜKREDİYORUM

01 Kasım 2026 23:01
Eğitimci Yazar Hayri Bostan Köşe Yazısı: FAKİRLİĞİME TÜM KALBİMLE ŞÜKREDİYORUM

 

Biz oldukça fakir bir aileydik. Rahmetli babamın bir işi, mesleği, sigortası, babadan kalma serveti, mesleği, hiçbir şeyi yoktu. Biz beşi erkek, üçü kız sekiz kardeştik. Yarım asırdan uzun bir zaman önce babam köydeki yerini sattı savdı ve Türkiye’nin doğusundan batısına göç etti. Kocaeli sanayi şehriydi. Belki kendim olmasa da çocuklarım iş güç sahibi olur umudunu taşıyordu.
Ama öyle olmadı. Kardeşlerimden hiçbiri hiçbir güvenceli işe giremediler. Ağabeyim Trabzon’da fırında çalışıyordu. Orada usta oldu ve hep fırınlarda çalıştı. Onun da çocukları hayli kalabalıktı. Yedi tane çocuğu vardı. O da ne kadar çalışsa da kendine yettiremiyordu.
Ben okumayı seçtim. Arkamda hiçbir zaman bir destek olmadı. Destek de olamazlardı zaten. Fırınlarda, harman makinelerinde, inşaatlarda, tuğla ocaklarında çalıştım. İzmit İmam Hatip Lisesi’ni devlet yatılı olarak kazanınca adeta kendimi kurtarmıştım ama ailemin yaşadığı geçim sıkıntısı beni rahatsız ediyordu. Hep bir çözüm arıyordum.
Lise üçüncü sınıfta devlet yatılılıktan ayrıldım ve köyde devren bir bakkal satın aldım. Bütün resmi işlemlerini babamın üzerine yaptırmıştım. Böylece babam Bağ-Kur’lu olmuştu.
Umutsuz bir maceraydı benimkisi. Müşterilerin çoğu veresiyeciydi. Ne lazımsa alıyor deftere yazdırıyorlardı. Yetmişli yılların ortaları enflasyonun çok yüksek olduğu sıkıntılı yıllardı. Ülkemizin yetmiş sente muhtaç olduğu yıllardı. Hiçbir şeyi sattığım fiyata alıp yerine koyamıyordum. Ağabeyim askerden yeni gelmişti ve işi de yoktu. Birkaç ay o da veresiye almaya başladı ama onun bir şartı vardı: Kendisine ne lazımsa alış fiyatından verecektim ve deftere yazacaktım. Rahmetli annem de eve ne lazımsa bakkaldan alıyor ve doğal olarak o da para ödemiyordu. Birçok veresiyeci de aldıklarının parasını ödemediler. Çok paracıklarımı yediler. Çok güzel müşterilerim de vardı. Ölenlerini rahmetle, hayatta olanlarını minnetle anıyorum.
Bursa Yüksek İslam Enstitüsünü kazanınca baktım bakkal her gün kötüye gidiyor. Bakkalı aldığım gibi de bir başkasına devrettim.
Bursa’da sefil bir öğrencilik hayatı yaşadık. Oturduğumuz evlere köpek bağlasan yaşayamazdı. O kadar yani.
Bu arada evlenmiştim. Bursa’ya gidip gelecek param olmuyordu. Yeni evli olduğum için hafta sonları gelmek de istiyordum. Baktım yürümeyecek Bursa’ya taşınmaya karar verdim. Evden başka her şeye benzeyen bir barınak kiralamıştım. Oraya yerleştik.
Aradan bir yıl geçti. Bir kızımız olmuştu. Adını Zeynep koymuştuk. İlk çocuk, hem de çok güzel bir kız çocuğu. Nasıl sevilir çokları iyi bilir. O kadar parasızlık çekiyorduk ki bazen o çocuğun eline verecek bir parça ekmeğimiz bile olmuyordu. Ne kendi ailem ne de eşimin ailesi hiç destek olmuyorlardı.
Yıllar geçti, okul bitti. O zamanlar okul bitince hemen tayin isteyebiliyorduk. Öyle KPSS, mülakat vs. yoktu. Başvurumu yaptım ve tayinim İstanbul’a çıktı. Cağaloğlu’ndaki İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğüne gittim. Atamamın Sarıyer İmam Hatip Lisesi’ne çıktığını öğrendim.
Öğretmenlik hayatımın en güzel on dört yılını bu okulda çalıştım. On dört yıl boyunca da sürekli ev sıkıntısı çekmiştim. En kötü evlerin kirası maaşımdan fazlaydı. Dokuz ay taşınamadım. Öğrenci evlerinde kaldım. Eşim ve dünya tatlısı kızımız köyde kalıyorlardı. O zamanlar şu bilinen çocuk aşıları yoktu. Evde üç çocuk vardı. En büyüğü kızamık oldu, atlattı. İkinci en küçük kardeşimdi. Ona da bulaştı. O da atlattı. Sonunda kızımıza bulaştı. O da atlatır diye düşünmüşler. Doktora götürmekte geciktiler. İyice ağırlaşınca götürmüşler İzmit Devlet Hastanesi’ne. Orada da altı saat oyalamışlar. Hiçbir şey yapmamışlar. Çocuk iyice ağırlaştıktan sonra İstanbul’a Zeynep Kamil’e havale etmişlerdi. O gece Zeynep kızımız Zeynep Kamil’de vefat etti.
Dünyada tadılacak en büyük acıyı tatmıştık. O acının tarifi mümkün değil. 24 Aralık 1982’de vefat etmişti kızımız. 19 Ocak 1983’te bir kızımız daha oldu. Onun da adını Zeynep koyduk.
Nihayet susuz da olsa bir ev bulmuştum ve taşındım. Bir yıl boyunca o eve bir damla su akmamıştı. Taşıma suyla idare ediyorduk.
Sonra inşaat halindeki bir daireyi kiraladık. Peşinat verdik. İnşaatında çalıştık ve oraya taşınmıştık.
Hep geçim sıkıntıları ile geçen tam on dört güzel yıl geçirdik Sarıyer’de. Geçim sıkıntısı çekiyorduk ama öğretmen arkadaşlarımızın tamamına yakını aynı durumdaydı. Az parayla geçinmeyi, idare etmeyi öğrendik. O zamanlar hayli genç olduğumuz için mahalle sohbetlerine, derneklerde ücretsiz ders verme işlerine koşuyorduk. Sarıyer’de Arap turizmi olduğu için kadınlar emlakçılar tarafından kandırılmamak için Milli Gençlik Vakfı’na ücretsiz Arapça öğrenmeye geliyorlardı. Aklımızdan hiçbir fesat düşünce geçmedi. Hepsi de zengin olan bu insanlara neden bizim durumumuzdaki bir insan ücretsiz ders verir?
Emirgan’da çok sevdiğim ve saydığım bir öğrenci velisi vardı. Onların çocuklarına da özel ders vermeye gitmiştim. Arada o öğrenciler bizim eve de geliyorlardı.
On dört yılın sonunda İzmit İmam Hatip Lisesi’ne tayin istedim ve geldim. Sarıyer gibi bir yerden İzmit’e gelince zorluk yaşadım. Öğrenci profili de idareciler de öğretmenler de veliler de çok farklıydı. İzmit’te yaşamaya alışmadan babamın yerleri istimlak olduğu için sıkıntılar yaşadık. Tam toparlanalım derken 17 Ağustos Marmara Depremini yaşadık. Kardeşim, eşi ve en büyük kızı enkaz altında can verdiler. İki çocukları kaldı. Benden başka amcalar, halalar, dayılar, teyzeler vardı ama ben kardeşimi çok seviyordum ve bu çocukları ben sahiplendim. Dört benimkiler, iki de onlar altı çocuklu sekiz nüfuslu bir aile olduk.
Çok zorluklar çektik, çok sıkıntılar yaşadık ama hiç şikâyet etmedim.
Şimdi çocukların hepsi ve o iki yeğenim evlendiler. Hepsinin nur topu gibi çocukları oldu. Hepsi iş güç sahibi oldu.
Biz de kaldık iki kişi. İkimiz de hastalıklar geçirdik, ameliyatlar yaşadık. Gerek babamın işlerinde gerekse vesayetini üstlendiğim çocuklar hakkında kılı kırk yararak davrandım. Çocuklarıma bir lokma haram yedirmemek için çırpındım ve titizlik gösterdim.
Anlatacak çok şey var da ben bunları neden anlattım: Şimdi bakıyorum. Devlet de eskisinden daha güçlü ama bizim durumumuzda düzelen fazla bir şey yok. Şu son zamanlarda tanık olduğumuz borsa spekülasyonlarına bakıyorum. Bu utanç verici kirli işlere bulaşanların tamamı zengin kesimlerden çıkıyor. Bizim zamanımızda üç kuruş burs alamazdık. Şimdi devletten yüz bin dolar burs alarak yurtdışında okumuş başörtülü bir bayan. Milletvekili olmuş, bakan olmuş. Kimsenin hayal bile edemeyeceği paraları borsada manipülasyonlu işlere yatırarak akla hayale sığmayacak miktarlarda paralara hiç emeksiz, zahmetsiz konmaya çalışmışlar. Sadece o olsa. Her gün bu olaylarla ilgili haberleri izliyoruz. Bunlar nasıl insan içine çıkabilirler. Eşlerinin, çocuklarının yüzüne nasıl bakarlar anlamak mümkün değil. Meğer en büyük fakirlik bunların yaşadıklarıymış. Benim bir evim, bir arabam, bir emekli maaşım var. Kimseye bir kuruş borcum yok. Önemli bir alacağım da yok. Şükürler olsun.
Bütün bunları düşününce Rabbime sonsuz şükürler ediyorum. Yoksulluk çektik, sıkıntı yaşadık ama böyle bir utanç ne yaşadık ne de gördük.
Bakara Suresi’nin 216. Ayetinde Yüce Rabbimiz: “ وَعَسٰٓى اَنْ تَكْرَهُوا شَيْـًٔا وَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْۚ وَعَسٰٓى اَنْ تُحِبُّوا شَيْـًٔا وَهُوَ شَرٌّ لَكُمْۜ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ وَاَنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ۟” Olabilir ki, sizin için iyi olan bir şeyden hoşlanmazsınız; yine olabilir ki, sizin için kötü olan bir şeyi seversiniz. Allah bilir, siz ise bilmezsiniz” buyuruyor. Öyle inanıyorum ki bu musibetten hayırlı sonuçlar da çıkacaktır. Heyecanlı bir maçı izler gibi izliyoruz.
29.10.2026
HAYRİ BOSTAN

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
Deneme 2
Uluslararası Milli Görüş Yardım Organizasyonu - İMG Türkiye
X