Mustafa Söğüt
Mustafa Söğüt

Şair Yazar Mustafa Söğüt Köşe Yazısı: GEÇİCİ DÜNYA İÇİN, EBEDÎ OLAN AHİRETİMİZİ KURBAN EDİYORUZ Şair Yazar Mustafa Söğüt Köşe Yazısı: GEÇİCİ DÜNYA İÇİN, EBEDÎ OLAN AHİRETİMİZİ KURBAN EDİYORUZ

04 Kasım 2026 20:49
Şair Yazar Mustafa Söğüt Köşe Yazısı: GEÇİCİ DÜNYA İÇİN, EBEDÎ OLAN AHİRETİMİZİ KURBAN EDİYORUZ

 

İnsanoğlu ne gariptir ki birkaç günlük dünya hayatını sonsuzmuş gibi yaşarken, sonsuz olan ahiret hayatını ise hiç gelmeyecekmiş gibi görmezden geliyor. Geçici olanın peşinde ömrümüzü tüketiyor, kalıcı olanı ise sürekli erteliyoruz. Dünya nimetlerine kavuşabilmek için gecemizi gündüzümüze katarken, ebedî hayatımız için ne kadar hazırlık yaptığımızı çoğu zaman kendimize bile sormuyoruz.

Oysa hepimizin bildiği, fakat zaman zaman unuttuğu çok önemli bir gerçek var: Bu dünya bizim asıl yurdumuz değil, ahirete uzanan yolculuğumuzun geçici bir durağıdır.

Dünyaya gelirken yanımızda hiçbir şey getirmedik. Bu dünyadan ayrılırken de kazandığımız serveti, sahip olduğumuz makamı, oturduğumuz evleri, kullandığımız arabaları yanımızda götüremeyeceğiz. Geride bıraktığımız bütün maddi zenginlikler başkalarına kalacak. Bizimle birlikte ahirete gelecek olan ise imanımız, niyetlerimiz, ibadetlerimiz, iyiliklerimiz, kötülüklerimiz ve yaptığımız bütün amellerimiz olacaktır.

Ne yazık ki bu hakikati bilmemize rağmen dünya hayatının aldatıcı cazibesine kapılmaktan kendimizi çoğu zaman kurtaramıyoruz.

DÜNYAYI KAZANIRKEN AHİRETİ KAYBETMEK

Bugün insanların büyük bir bölümü daha fazla kazanmanın, daha yüksek makamlara ulaşmanın, daha gösterişli bir hayat yaşamanın mücadelesini veriyor.

Elbette çalışmak, kazanmak, üretmek, ailesinin geçimini sağlamak ve güzel şartlarda yaşamak yanlış değildir. İslam dini de insanlara tembelliği değil, çalışmayı, helal kazancı ve alın terini tavsiye eder.

Ancak burada üzerinde düşünmemiz gereken önemli bir mesele vardır.

Dünyayı kazanmak için nelerden vazgeçiyoruz?

Daha fazla para kazanabilmek için doğruluktan vazgeçiyorsak, makam sahibi olabilmek için başkalarının hakkını çiğniyorsak, güçlü görünmek için zayıfları eziyorsak, menfaatlerimiz uğruna yalan söylüyor, iftira atıyor, insanların kalplerini kırıyorsak kazandığımızı zannettiğimiz dünyada aslında çok şey kaybediyoruz demektir.

Bir insan düşünün...

Dünyada büyük bir servetin sahibi olmuş, herkes tarafından tanınmış, saygı görmüş, önemli makamlara ulaşmış olsun. Fakat bütün bunları elde ederken kul hakkı yemiş, yetimin hakkına el uzatmış, insanlara haksızlık yapmış, kalpler kırmış ve Allah'ın emirlerini hiçe saymış olsun.

Şimdi kendimize soralım:

Bu insan gerçekten kazanmış mıdır?

Dünyada elde ettiği başarılar, ahirette vereceği hesabı ortadan kaldırabilecek midir?

İşte asıl mesele budur.

Çünkü dünya terazisinde ağır gelen servet ve makam, Allah katında insanı değerli kılmaya tek başına yetmeyecektir.

ÖLÜMÜ HERKES İÇİN DÜŞÜNÜYORUZ, KENDİMİZE YAKIŞTIRAMIYORUZ

Her gün ölüm haberleri alıyoruz. Dün birlikte oturduğumuz, sohbet ettiğimiz, güldüğümüz, aynı sofrayı paylaştığımız insanların bir gün aramızdan ayrıldığına şahit oluyoruz.

Cenazelere katılıyor, tabutların arkasından yürüyor, mezarlıklarda dualar ediyoruz.

Fakat mezarlıktan ayrıldıktan kısa bir süre sonra dünya telaşına yeniden kapılıyoruz.

Sanki ölüm yalnızca başkaları için varmış gibi yaşamaya devam ediyoruz.

Oysa Kur'an-ı Kerim'de Âl-i İmrân suresinin 185. ayetinde bildirildiği üzere:

“Her canlı ölümü tadacaktır.”

Bu ilahi hakikat ne zengini fakirden, ne yöneticiyi yönetilenden, ne genci yaşlıdan ayırmaktadır.

Ölüm geldiği zaman sahip olduğumuz makamlar, ünvanlar ve servetler bize bir dakika daha ömür kazandıramayacaktır.

İnsan doğduğu andan itibaren aslında ölüme doğru yürümektedir. Her geçen gün ömrümüzden eksilen bir parçadır. Takvim yaprakları yalnızca günleri değil, bize verilen hayat sermayesini de tüketmektedir.

Peki biz bu sermayeyi nasıl değerlendiriyoruz?

Ömrümüzün ne kadarını iyilikle, ibadetle, insanlara faydalı olmakla geçiriyoruz?

Ne kadarını kırgınlıklarla, kıskançlıklarla, dedikodularla, makam ve menfaat mücadeleleriyle heba ediyoruz?

KUL HAKKINI HİÇE SAYARAK CENNETİ UMMAK

Günümüzde üzerinde en fazla durmamız gereken konulardan biri de kul hakkıdır.

Maalesef bazı insanlar ibadetlerini yerine getirirken diğer taraftan insanların haklarına girmeyi, kalplerini kırmayı, iftira atmayı, emeğini sömürmeyi ve adaletsizlik yapmayı sıradan davranışlar hâline getirebiliyor.

Oysa gerçek Müslümanlık yalnızca ibadetlerle sınırlı değildir.

Namaz kılmak ne kadar önemliyse dürüst olmak, adaletli davranmak, emanete sahip çıkmak, insanlara merhamet göstermek ve kul hakkından sakınmak da o kadar önemlidir.

Bir insanın alnı secdeye değerken dili başkalarının onurunu incitiyorsa, elleri dua için açılırken aynı eller başkalarının hakkına uzanıyorsa burada ciddi bir vicdan muhasebesine ihtiyaç vardır.

İnsanların gönlünü yıkarak Allah'ın rızasını kazanabileceğimizi düşünmek büyük bir yanılgıdır.

Unutmayalım ki bazen kırılan bir kalbin yarasını sarmak, bir yetimin başını okşamak, ihtiyaç sahibinin derdine ortak olmak, mazlumun yanında durmak ve bir insanın hakkını teslim etmek de kulluğumuzun önemli birer göstergesidir.

Ahirete hazırlanmak yalnızca kendi iyiliklerimizi çoğaltmak değil, başkalarına kötülük etmekten de uzak durabilmektir.

GÖSTERİŞİN, KİBRİN VE MENFAATİN ESİRİ OLDUK

Yaşadığımız çağda insanların önemli bir bölümü, sahip olduklarıyla değil, sahip olduklarını başkalarına göstermekle meşgul hâle geldi.

Sosyal medya hesaplarında sergilenen hayatlar, lüks tüketim yarışı, gösterişli sofralar, pahalı kıyafetler ve makamla övünme alışkanlığı zaman zaman insanları gerçek değerlerinden uzaklaştırıyor.

İnsanlar birbirlerinin malını, mülkünü, arabasını, evini kıskanırken kalplerindeki manevi zenginliği geliştirmeyi unutabiliyor.

Daha kötüsü, bazı insanlar sahip oldukları maddi imkânlar nedeniyle kendilerini başkalarından üstün görmeye başlıyor.

Oysa insanı değerli kılan yalnızca malı, mülkü veya toplumdaki konumu değildir.

Bir insanın gerçek değeri ahlakında, merhametinde, dürüstlüğünde, vicdanında ve Allah'a karşı taşıdığı sorumluluk bilincindedir.

Bugün yoksul diye küçümsediğimiz bir insan, Allah katında bizden çok daha değerli olabilir.

Bugün makamı olmadığı için önemsemediğimiz bir insan, samimiyeti ve güzel ahlakıyla bizim ulaşamadığımız manevi bir mertebeye erişmiş olabilir.

Çünkü Allah katındaki değer ölçüsü, insanların dünyada birbirlerine verdikleri ünvanlardan çok daha farklıdır.

Kibirle yürüdüğümüz bu dünyanın toprağına bir gün hepimizin döneceğini unutmamalıyız.

AHİRETİ YARINA ERTELEYEREK ÖMRÜ TÜKETİYORUZ

İnsanoğlunun kendisini kandırdığı en büyük meselelerden biri de zamanı sınırsız zannetmesidir.

Henüz gencim, ileride ibadetlerimi artırırım.

Biraz daha para kazanayım, sonra hayır işleri yaparım.

Emekli olayım, kendimi ibadete veririm.

Şu işlerim düzene girsin, daha sonra tövbe ederim.

Böyle diyerek günleri, ayları, yılları tüketiyoruz.

Fakat hiç düşündük mü?

Yarın yaşayacağımızın garantisini kim verdi bize?

Kaç insan sabah evinden çıkarken akşam ailesinin yanına dönemeyeceğini biliyordu?

Kaç insan yarın gerçekleştirmeyi düşündüğü hayallerine ulaşamadan bu dünyaya veda etti?

Demek ki tövbeyi, iyiliği, ibadeti ve güzel ahlakı sürekli ertelemek büyük bir gaflettir.

Çünkü ölümün ne zaman geleceğini bilmiyoruz.

Bugün kalbini kırdığımız bir insandan yarın özür dileme fırsatımız olmayabilir.

Bugün yardım edebileceğimiz bir ihtiyaç sahibine yarın ulaşamayabiliriz.

Bugün yapabileceğimiz bir iyilik için yarın geç kalabiliriz.

Bu nedenle ahirete hazırlığın zamanı yarın değil, bugündür.

DÜNYADAN NASİBİMİZİ ALIRKEN AHİRETİMİZİ DE UNUTMAMALIYIZ

İslam, insana dünyadan tamamen elini eteğini çekmesini emretmez. Aksine dünya ile ahiret arasında doğru bir denge kurmasını öğütler.

Kur'an-ı Kerim'de Kasas suresinin 77. ayetinde şu önemli hatırlatma yapılmaktadır:

“Allah'ın sana verdiği şeylerde ahiret yurdunu ara. Dünyadan da nasibini unutma.”

Bu ayet bizlere çok önemli bir hayat ölçüsü sunmaktadır.

Çalışacağız, kazanacağız, üreteceğiz, ailemize bakacağız, çocuklarımızı yetiştireceğiz, ülkemize ve milletimize faydalı olmaya çalışacağız.

Fakat bütün bunları yaparken Allah'ın rızasını, adaleti, merhameti ve ahiret sorumluluğunu unutmayacağız.

Helalinden kazanılmış bir lokmanın bereketini, haram yollarla elde edilmiş büyük servetlere tercih edebileceğiz.

Makam sahibi olduğumuzda insanlara tepeden bakmak yerine onlara hizmet etmeyi düşüneceğiz.

Güçlü olduğumuzda zayıfı ezmeyecek, aksine onun hakkını koruyacağız.

Bilgili olduğumuzda insanları küçümsemeyecek, sahip olduğumuz bilgiyi insanlığın yararına kullanacağız.

Çünkü dünya hayatı yalnızca tüketilecek bir zaman değil, ahiretimiz için değerlendirilecek bir imtihan alanıdır.

HESAP GÜNÜ GELMEDEN KENDİMİZİ HESABA ÇEKMELİYİZ

Bir gün bu dünyadaki bütün hesaplarımız kapanacak.

Banka hesaplarımız, mal varlıklarımız, tapularımız, sahip olduğumuz bütün maddi imkânlar geride kalacak.

İnsanların bize söyledikleri övgüler de eleştiriler de dünyada kalacak.

Asıl hesap ise o zaman başlayacak.

Hayatımızı nasıl geçirdiğimiz, kazancımızı hangi yollardan elde ettiğimiz, bize emanet edilen sorumluluklara ne kadar sahip çıktığımız ve diğer insanlara nasıl davrandığımız önem kazanacak.

Kur'an-ı Kerim'de Zilzâl suresinin 7 ve 8. ayetlerinde insanın yaptığı en küçük iyilik ve kötülüğün bile karşılığını göreceği bildirilmektedir.

Bu nedenle hiçbir iyiliği küçük görmemeliyiz.

Bir insanın yüzünü güldürmek, bir yoksula yardım etmek, bir hastayı ziyaret etmek, yaşlı bir insanın gönlünü almak, kimsesizin yanında olmak, bir çocuğun hayatına güzellik katmak ahiret sermayemizin değerli parçaları olabilir.

Aynı şekilde küçük gördüğümüz bir haksızlık, önemsemediğimiz bir yalan, farkına varmadan normalleştirdiğimiz bir iftira veya başkasına verdiğimiz zarar da büyük bir sorumluluğa dönüşebilir.

İşte bunun için insan her gece başını yastığa koymadan önce kendisine şu soruları sormalıdır:

Bugün Allah'ın rızasına uygun bir hayat yaşayabildim mi?

Bugün kimin gönlünü kazandım, kimin kalbini kırdım?

Bugün yaptığım hangi davranıştan dolayı vicdanım rahat, hangisinden dolayı rahatsız?

Bugün ömrümün son günü olsaydı, geride bıraktığım amellerden memnun olur muydum?

Bu sorulara samimiyetle cevap verebilmek, insanın kendisiyle yüzleşmesinin başlangıcıdır.

SON SÖZ: EBEDÎ HAYATI GEÇİCİ HEVESLERE FEDA ETMEYELİM

Ey insanoğlu!

Bir gün sahip olduğun bütün makamlar sona erecek.

Gurur duyduğun servetin senden ayrılacak.

Bugün uğruna insanları kırdığın dünya menfaatleri geride kalacak.

Seni alkışlayan kalabalıklar da seni eleştiren insanlar da kendi hayatlarına dönecek.

Bir zaman sonra belki ismin bile unutulacak.

Fakat yaptığın iyiliklerin, bıraktığın güzel eserlerin, yetiştirdiğin hayırlı insanların ve kazandığın duaların değeri devam edebilecek.

Bu yüzden hayatımızı yalnızca kazanmak, tüketmek, gösteriş yapmak ve başkalarıyla yarışmak üzerine kurmayalım.

Dünya malının sahibi olalım ama onun esiri olmayalım.

Makam sahibi olalım ama makamımızı insanlara zulmetmek için kullanmayalım.

Zengin olalım ama yoksulu unutmayalım.

İbadet edelim ama ibadetimizin güzel ahlakımıza da yansımasına gayret edelim.

İnsanların kusurlarını araştırmak yerine kendi eksikliklerimizi düzeltmeye çalışalım.

Dünya hayatımızı güzelleştirirken ahiretimizi karartmayalım.

Unutmayalım ki dünya biriktirdiklerimizle övüneceğimiz sonsuz bir yurt değil, yaptıklarımızın hesabını vereceğimiz ebedî hayata hazırlık yeridir.

En büyük kazanç, dünyadan ayrılırken arkamızda yalnızca mal ve mülk değil; hayırla anılacak bir isim, insanların gönlünde güzel izler ve ahirette yüzümüzü güldürecek salih ameller bırakabilmektir.

Rabbimiz bizleri dünyanın geçici nimetlerine aldanarak ahiretini unutanlardan değil, dünyasını da ahiretini de güzelleştirmeye çalışan kullarından eylesin.

Çünkü dünya için ahiretimizi feda edersek, gerçekte kazandığımız hiçbir şey kalmayacaktır.

Asıl zenginlik dolu kasalarla değil, huzurlu bir vicdanla; asıl başarı yüksek makamlarla değil, Allah'ın rızasını kazanma gayretiyle; asıl kurtuluş ise geçici dünyayı kazanmakla değil, ebedî ahiret hayatına yüz akıyla hazırlanmakla mümkündür.

Unutma ey insanoğlu! Dünya misafirhanedir, ahiret ise ebedî yurttur. Misafir olduğun yere bütün ömrünü harcayıp asıl yurdunu ihmal etme!

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
Deneme 2
Uluslararası Milli Görüş Yardım Organizasyonu - İMG Türkiye
X