Eğitimci Yazar Hayri Bostan Köşe Yazısı: EMANETİ EHLİNE VERMEK Eğitimci Yazar Hayri Bostan Köşe Yazısı: EMANETİ EHLİNE VERMEK

04 Kasım 2026 20:45
Eğitimci Yazar Hayri Bostan Köşe Yazısı: EMANETİ EHLİNE VERMEK


1999 Marmara Depremi sonrası televizyonlarda birçok tartışmalar yapılıyordu. Bunlardan biri de NTV’de olmuştu. Konunun uzmanları yanında İsmet Özel de vardı. Sıra İsmet Özel’e gelince özet olarak şöyle demişti.
Altmışlı yıllardan sonra ülkemizdeki üniversitelerde kalite düştü. Bence depremlerde çok yıkımın olması, can kayıplarının çok olmasının asıl nedeni budur.”
Oğuz Haksever’in sunduğu programda O’nun şaşkınlığı hala gözlerimin önündeydi. Öyle ya, ne alakası vardı. Aslında çok alakası vardı.
Son zamanlarda ülkemizde yaşanan maden kazalarında, toprak kaymalarında, sel felaketlerinde, trafik kazalarında çok can kaybının olmasının asıl nedeni de budur.
Ülkenin ekonomik can damarı olan borsada böyle bir rezaletin yaşanmasına bir de bu açıdan bakmak gerekir.
SPK, BDDK gibi kurumlar görevlerini yapmamışlardır. Kurumlarda ehil olmayan insanlar istihdam edilmektedir. Bu durum bütün kurumlarda mevcuttur maalesef.
Bundan bir önceki dönemlerde Milli Eğitim Müdürlüklerine öyle insanlar getirildi ki her şey bir yana, okuma yazmaları dahi yetersiz çok insanlar gördük. Üniversite rektörlüklerine getirilenlerde de ehliyet ve liyakat yerine yandaşlık ve bizden olma özellikleri ağır basmıştır. Halkın itirazları bastırılmış, insanlar susturulmuştur.
İnsan sağlığının emanet edildiği hastanelerde bile kalite düşmüş, para kazanma hırsı her türlü insani değerin önüne geçmiştir.
Korkunç olaylar yaşıyoruz; ama çok çabuk unutuveriyoruz.
Bu usulsüzlüklerin ve yolsuzlukların önüne iyi niyetle, insanlara güvenmekle geçilemez. Yasal zorunluluklar işletilmeli, herkes yaptığı yanlışların hesabını ödemelidir. Yeni adalet bakanı göreve geldikten sonra birçok kapatılmış eski dosyalar açıldı. Titiz soruşturma ve kovuşturmalarla suçlular bulunmuş ve cezaları kesilmiştir. Demek ki istenince oluyormuş.
Trösleşme ve halkı zarara uğratma olayları temel gıda sektörlerinden tutun da her alana yayılmıştır.
Trafik kurallarında cezaların artırılması, denetimlerin sıkılaştırılması ölümlü kazaları azaltmaktadır.
الدين المعامل diye bir söz var. Hadisi şerif olduğu da söyleniyor. Yani din namaz kılmak, oruç tutmak, hacca-umreye gitmek değil, günlük hayattaki davranışlarda dürüstlüğü gerektiriyor. “Kişinin namazı orucu sizi aldatmasın. Para pul işlerine bakınız” şeklinde bir söz de hatırlıyorum. Bunun da hadisi şerif olduğunu biliyorum. Din adına konuşanlar bunlardan söz etmiyorlar. İdeal İslam ve ideal Müslüman diye akla ziyan martavalları anlatıyorlar. Örnek vermek istemiyorum. Bir iki örnek versem itiraz edecekler ve bizi zındıklıkla suçlayacaklardır. Adam genç yaşında elde ettiği paralarla milyonlarca avrolara uçak alıyor, o uçakla güya umreye de gidiyor. Gene milyon avrolarla yat alıyor, pahalı arabalara binip hava atıyorlar. Kimse bunlara nedene buldun, nasıl kazandın, ne kadar vergi veriyorsun diye sormuyor.
Atalarımız “ya devlet başa ya kuzgun leşe” demişler. İş başında olanların seçim kaybetme korkuları olmasa kıllarını kıpırdatmayacaklar.
İnsanların devlete, alın teri ve el emeğine saygısı azalıyor. Toplumda kısa yoldan zengin olma hayalleri artıyor. Bu da denetimsiz şans oyunlarına talebi artırıyor. Bir filim izlemek için girdiğimiz sitede karşımıza yığınla kumar ve şans oyunları reklamları çıkıyor.
Televizyon dizleri çalışarak, alın teri, göz nuru harcayarak bir yerlere gelmeyi değil, vücudunu pazarlayarak amacına ulaşmak isteyenleri özendirici örnekleri yayımlamak için adeta yarışıyorlar. Devletin RTÜK diye bir kurumu var. Murat Soner bu kurumdan daha etkili programlar yapıyor. Peki, bu kurumlarda görev yapanlar ne yapıyorlar? Tabii ki göz yumuyorlar. Görmüyorlar. Dolgun maaşlarını kamu kaynaklarından alıyorlar.
Hayran olduğum bir hadisi şerif de şöyledir: ان العبد اذا عمل عملا يحب الله ان يتقنه Google çeviri bunu şöyle çevirmiş: “Bir kişi bir görevi yerine getirirken, Tanrı onun o görevi iyi yapmasını ister.” Daha güzel bir Türkçe ile, “insanın yaptığı işe özenmesinden Allah hoşnut olur” şeklinde olmalıdır.
Mahalle camimizin önüne yerleştirilen dijital ekrana abdestin farzları, guslün farzları, teyemmümün farzları, İslam’ın şartları gibi herkesin her yerden öğreneceği şeyleri yazmaktansa böyle insanları doğrudan ilgilendiren, iyiliğe, güzelliğe, düzgün Müslüman olmaya özendiren mesajlar konulsa daha iyi olmaz mı? Elbette tartışmasız güzel olur ama bu yazıyı oraya koyanın yaptığı işi güzel yapmak gibi bir dersi yok bence. Mademki o levha oraya konuldu boş kalmasın yeterli. Levhadaki tarih yanlış programlanmış. Saatin ayarı bozuk; ama bu levhaya dönüp bakan yok ki.
Bizim memlekette adam olmaktan zengin olmayı anlarlar. Hiçbir eğitimi, kültürel alt yapısı olmayan, bir fırsat düşünce kapağı bir Avrupa ülkesine atmış insanlar tanıyorum. Cepleri zengin ama ruh dünyaları, kişilikleri fakir insanlar oluyor bunlar daha çok. İçlerinde dindar olanlar da yakasını bir yerlere kaptırmış ya bir siyasi partinin hizmetinde ya bir tarikatın ya da cemaatin adamı olarak sosyalleşebilmiş, at gözlüklerini takmış, kendini dünyaya kapatmış tipleri. Farklı bir şey okumaya, farklı bir şey duymaya ve öğrenmeye ilgi ve alakaları sıfır tipler. Toplumun hayır hasenatını bunlar vakumlayarak bir yerlere akıtıyorlar. Toplumda ihtiyaçlı olanları görüp gözeten yok. Bunu özendiren vaazlar, hutbeler de yok.
Nahl Suresinin 90.ıncı ayetinde Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: “اِنَّ اللّٰهَ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ وَالْاِحْسَانِ وَا۪يتَٓائِ ذِي الْقُرْبٰى وَيَنْهٰى عَنِ الْفَحْشَٓاءِ وَالْمُنْكَرِ وَالْبَغْيِۚ يَعِظُكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayasızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor. Yüce Rabbimizin bu yüce mesajından nepotizm; yani akraba ve yakınlarına kıyak yapmayı anlayanlar var.
Bundan yıllar önce Merkez İmam Hatip’te görev yaparken İzmit’te çıkan yerel bir gazetede haftalık yazılar yazıyordum. Bir keresinde “İçe dönük bir eleştiri” başlığı altında bir yazı yazdım. Bazı arkadaşlarımız üzerlerine alınmış ve rahatsız olmuşlardı. Bunlardan birisi ötekine söyleyerek, o da yazarak okul müdürüne şikâyet dilekçesi yazıyorlardı. Onlara dedim ki: Bu yazı benim resmi görev alanımla ilgili değildir. Eğer bir suç unsuru görüyorsanız okul müdürüne değil savcılığa şikâyet etmelisiniz.” O anki halleri gözlerimin önünde hala. Şikâyet gerekçeleri çok ilginçti. “Bu yazdıkların doğrudur; ama bunlar bizim mahallenin iç sorunlarıdır. Sen bunları dışarıya ifşa ederek bizim mahalleye zarar veriyorsun” diyorlardı. Bence Türkiye’de yaşanan bu fon krizinden spor camiasındaki krize ve başka alanlardaki krizlere kadar hepsinin zihniyeti budur. Bu da cahiliye Araplarında çokça görülen bir durumdur.
Doğruya doğru diyecek, gözünü budaktan esirgemeyecek cesur savcılara ihtiyaç vardır. Bu yürekli savcılar bir zamanlar İtalya’da ortaya çıkmışlardı.
Temizeller adını alan bu olayın özeti şöyledir:
Temiz Eller (İtalyanca: Mani pulite), 1990'larda İtalya'da siyasi yolsuzluklarla ilgili ulusal çapta yapılan bir yargı soruşturmasıydı. Operasyon, "Birinci Cumhuriyet'in sona ermesine yol açtı ve birçok siyasi partinin ortadan kalkmasına neden oldu. Bazı siyasetçiler ve iş adamları, suçları ortaya çıktıktan sonra intihar ettiler. Operasyondan sorumlu başlıca yetkili savcı Antonio Di Pietro idi.
Bazı hesaplarda, 5,000'e kadar kişi şüphe altına girdi. Bir noktada, İtalyan Parlamentosu üyelerinin yarısından fazlası hakkında iddianame düzenlendi. Yolsuzluk suçlamalarından dolayı 400'den fazla şehir ve belediye meclisi feshedildi. Büyük devlet sözleşmeleri için teklif veren İtalyan ve yabancı şirketler tarafından 1980'lerde yıllık olarak ödenen rüşvet tahmini tutarı 4 milyar dolara ulaştı.[1]
Bu araştırmalarla ortaya çıkarılan yozlaşmış sistem genellikle Tangentopoli olarak anılmıştır.[2] Terim, telafi demektir ve bu bağlamda kamu işleri sözleşmeleri için verilen komisyonlar anlamına gelen tangente ile şehir anlamındaki poliden gelmektedir
Güzel ülkemiz Türkiye’de de böyle bir olay yaşanır inşallah. Halkın çoğunluğu geçim sıkıntılarıyla boğuşurken hakları olmayan milyarlarca parayı çalanların çaldıklarını iade etmeleri kesinlikle yeterli olmayacaktır.

04.11.2026 ÇARŞAMBA
HAYRİ BOSTAN

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
Deneme 2
Uluslararası Milli Görüş Yardım Organizasyonu - İMG Türkiye
X