Eğitimci Yazar Hayri Bostan Köşe Yazısı: HARAMLA ABAD OLUNMAZ Eğitimci Yazar Hayri Bostan Köşe Yazısı: HARAMLA ABAD OLUNMAZ
Eskiden insanlar emeklerinden artırarak tasarruf yapar, birikim yaparlardı. Sahip olunan şeyler bir emeğin ürünüydü.
Entelektüel alanlarda kariyer yapmak da zorlukları, aşılması gereken aşamaları barındırırdı.
Bir kitap yazmak, eser vermek büyük emekler gerektirirdi.
Her şey değişti. Artık paraya ulaşmak için çok kolay, emeksiz, başkalarının emeğini sömürmeye dayalı işler geçerli oldu. Bürokraside ilerlemek de emek gerektirirdi. İnce elenir sık dokunurdu. Artık nepotizm her alanda geçerli. Bir adamınız varsa, torpiliniz varsa altından kalkıp kalkamayacağınıza, temsil edip edemeyeceğinize bakılmaksızın herkes her göreve getirilebilmektedir. İsmin -de hali ile dahi anlamındaki -de’yi ayırt edemeyenler il milli eğitim müdürü, konsolosluklarda kültür ateşesi yapılmaktalar. Şüphesiz istisnaları vardır ama genel geçer durum budur. Üstelik bu kifayetsiz muhterisler burunlarından kıl aldırmıyorlar. Birçok okul müdürleri, kültür turizm il müdürleri, imamlar, hatipler, müezzinler, öğretmenler de böyle. Üç tane, dört tane şairin adını veremeyecek tipler ortalıkta şair diye geçiniyorlar.
Ben bu durumu şuna benzetiyorum: Namusuyla çalışan bir hanımefendi asgari ücrete talim ederken hiçbir norm tanımayan, çıkarı için her yola girecek tipler paraya para demezler ya. Onun gibi bir şey.
Varsın olsun. Hak etmeyenler eninde sonunda bir şekilde elenirler ve kalıcı olmayı hak edenler yaşar da diyemiyoruz. Ciltler dolusu kitap okuyacak, kendini yetiştirecek. Uzun iş. Koca bir sarık, koca bir sakal ile imaj yapıp o imajın gölgesinde kitleleri peşlerinden sürükleyenler az değil.
Yüce Dinimiz İslam’ın evrensel mesajları vardır. “Hiç kimse alın teri ve el emeğinden daha hayırlı bir rızık yememiştir” mesela. Emeği kutsayan bu hadisi şerif piyasalarımızda ne kadar geçerlidir acaba?
Eğri oturalım doğru konuşalım. “Hacca giderek Arafat’ta dua ederseniz, umreye gider de Beytullah’ta, Ravza’da dua ederseniz bütün günahlarınız bağışlanır” diye öğretirseniz insanlara bu insanlık müsveddeleri çaldıkları paralarla, özel jetleriyle umreye giderler ve bütün günahlarından arınırlar. İnsanları uçaklar dolusu umreye taşıyan şirketlerde rehberlik görevi yapanlar bu insanlara oralarda neler anlatıyorlar acaba?
Hoca diye, şeyh diye, vekil diye insanların önüne geçenler bir şey bilmiyorlar ve bir şey bilmediklerini de bilmiyorlar. Bunların birçoklarının ne kadar zırcahil ne kadar boş teneke olduklarını sosyal medyada dolaşan konuşmalarından anlıyoruz.
Furkan Suresi 70.inci ayeti kerimesinde Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Ancak tövbe eden, inanıp yararlı iş işleyenlerin, işte Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah bağışlar ve merhamet eder.” Bu ayette tövbe edenler ve yararlı işler yapanlar kaydı vardır ama hocalar bu ayeti ölen birisinin ardından yapıyorlar. Halbuki ölen kişinin artık ne tövbe etme ne de yararlı işler yapma imkânı vardır. Ufak bir değişiklikle ayete adeta takla attırabiliyorlar.
Ölen kişinin cenaze namazı kılınacağı zaman cemaatten helallik istenmektedir ve herkes bir ağızdan ettik demektedirler. Eğer hakkını yediği, zulüm yaptığı birisi orada “ben hakkımı helal etmiyorum” dese orada çıngar çıkar mı çıkmaz mı?
الدين المعاملة diye bir söz var. Hadis olduğu da söyleniyor. Muamele kavramı burada bir insanın yirmi dört saatinde yer alan bütün davranışlarını kapsar.
İmamlarımız, hatiplerimiz, vaizlerimiz yüzyıllar ötesinden günümüze gelmeden ve insanlara günlük hayatında nasıl dindar olabileceklerini anlatmadan/öğretmeden bu durum böyle devam edecek gibi görünüyor.
Son günlerde ülkemizde patlak veren mali suçlar o kadar mide bulandırıyor ki tarifi çok zor. Bu yolsuzluklarda ve usulsüzlüklerde başı çekenler hep zengin kesimden insanlar. Onlar adına utanç duymamak mümkün değil. İçimden hiçbir şey yazmak da gelmiyor. İmamlıktan, öğretmenlikten, okul müdürlüğünden, müftülükten emekli olmuş koca koca adamlar kitabın tam ortasından siyaset yapıyorlar. Siyasi olarak bir partiye, bir kesime yaslananlar, gerektiğinde doğruların yanında olamayanlar beni çok üzüyorlar. Hep şu kahrolası “kol kırılır yen içinde kalır” anlayışı hâkim. Bir yanda yas dışı yollarla milyar dolarları götürenler, yurtiçi yetmemiş gibi Almanya’da, İngiltere’de, ABD’de ve daha birçok ülkede yatırım yapanları gördükçe şaşırıyoruz. Ne kadar doymaz insanlar bunlar. Kendilerinin yapamadığını oğulları, kızları yapıyor. Nepotizm denen akraba kayırmacılığı zirve yapmış.
Ben İstanbul gibi bir kentin Sarıyer gibi bir ilçesinde göreve başladım. Çoğu zaman maaşımın tamamına yakını çok kötü bir konuta kira olarak gidiyordu. Sadakaya muhtaç durumlar yaşadık. Ama tebliğ ve irşat görevlerinde ücretsiz koşturuyorduk.
Şimdi emekli olduk. Benim gibi kıt imkanlarla geçinme ve idare etme konusunda uzmanlaşmış birisi olarak çok zorlanıyorum. Devletimiz emeklisine fiyat ayarlaması yaparken bir kuruşun hesabını yapıyor da bunca yolsuzluğu, hırsızlığı neden denetleyemiyor? Çünkü tamamen yalakalık üzerine kurulu bir düzen oluştu ülkede. Azıcık farklı bir ses çıkaran ya görevden alınıyor ya sürgün ediliyor. Geriye de yalakalık yapmaktan başka yol kalmıyor.
Böyle gelmiş ama böyle gitmez geliyor bana. Yazık oluyor düzgün insanlara. Böyle bir düzen ikiyüzlü münafık üretmekten başka bir işe yaramıyor. Ferasetli bir siyasetçi aykırı düşüncelere alan açar.
İnsanların çoğu kulağını dayamış belli bir siyasi anlayışa. Farklı yorumları okumuyor, izlemiyor. Hatta karalıyor. Ben onu izlemem. Ben bunu dinlemem. Sonunda olacağı budur.
Özellikle bu fon manipülasyonlarında bunca milyarlarca parayı götürenler elbette o fonlara hiçbir art niyeti olmaksızın para yatıranların paralarını çaldılar. Kimin eli kimin cebinde belli değil.
Peki ne yapmalıyız?
Özellikle iktidar trollerini izlediğimiz ya da dinlediğimiz kadar farklı görüşleri dile getirenlere de kulak vermeliyiz. Kimsenin olmasa da çoklarının yaptıkları yanlarına kar kalmıyor. Adam savcılığa ifade vermeye giderken yılışık yılışık sakız çiğniyor. Sonra da “şeker hastasıyım. Onun için sakız çiğniyordum” diyor. Ben de “acaba Mustafa Sarıgül” skandalı buna misilleme olarak mı patladı diye düşünmeden edemiyorum. Rusya’da oligartlar var, devlete onlar hâkim diyorlardı. Artık bunlar da bizim oligartlarımız diye düşünmeden edemiyoruz. Gene de iyi ki bu ülkede eksikleriyle de olsa demokrasi var. Devletimiz var. Polisimiz var, savcılarımız var.
Kimsenin bilerek isteyerek yaptığı yanına kar kalmamalı. Zaten bence yasadıkları rezillik onlara yeter de artar bile. Eğer ala utanacak yüzleri varsa.
26.10.2026
HAYRİ BOSTAN
- Toplam 1 yorum
Mustafs 12:55 - 27 Ekim 2026
Yani, "Kem âletle, kemâlât olmaz. "
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Eğitimci Yazar Hayri Bostan Köşe Yazısı: OKUNASI KİTAPLAR 17 Ekim 2026 Cumartesi
- Eğitimci Yazar Hayri Bostan Köşe Yazısı: ÖLÜME HAZIR OLMAK 07 Ekim 2026 Çarşamba
- Eğitimci Yazar Hayri Bostan Köşe Yazısı: KİTAP FUARLARI 04 Ekim 2026 Pazar
- Eğitimci Yazar Hayri Bostan Köşe Yazısı: Dünyaya Abanmak 26 Eylül 2026 Cumartesi
- Hayri Bostan Köşe Yazısı: Bilgi Sahibi Olmadan, Fikir Sahibi Olmak 20 Eylül 2026 Pazar
- "HAYATIMIZIN FİNAL SEYAHATİ GİBİ" 14 Eylül 2026 Pazartesi