Yazar Vahap Acar Köşe Yazısı: Bir Nesi Daha mı Gerekiyor? Yazar Vahap Acar Köşe Yazısı: Bir Nesi Daha mı Gerekiyor?

Gece saat tam on iki…
Ankara Cebeci’deki Millî Gençlik Öğrenci Yurdu’nun koridorlarında, uykunun en tatlı yerini bölen cızırtılı bir hoparlör sesi yankılandı:
“Haydi kalkın! Üzerinize giyinin, hazırlanın! Aşağıda otobüsler sizi bekliyor!”
Henüz yeni uykuya dalmıştık.
Bir anda yataklardan fırladık. Alelacele üzerimize ne bulduysak geçirdik. Koridorlar bir anda paldır küldür ayak sesleri, bağırışlar ve arkadaşını çağıran gençlerin sesleriyle doldu.
Otuz-kırk kadar genç, gecenin bir yarısı merdivenlerden aşağı inerek otobüslere doluştuk.
Sakarya’da miting vardı.
Bir gün önce şehirde yaşanan silahlı bir olay, ortamın ne kadar gergin olduğunu gösteriyordu. Buna rağmen farklı şehirlerden gelen gruplarla birlikte mitinge katılmak için gece yola çıktık.
Otobüs hareket etti.
Artık uyku yoktu.
Karanlığı yaran farların ışığında Ankara geride kalırken biz sabaha kadar marşlar söyleyip sohbet ederek yol aldık. Uykusuzduk ama gençliğin verdiği heyecan, yorgunluğu bastırıyordu.
Sabah Sakarya’ya vardık.
Önce sokaklarda ve caddelerde dolaştık. Farklı şehirlerden gelen gruplarla buluştuk. Ardından miting alanına geçtik ve programımızı gerçekleştirdik.
Günün sonunda herkes kendi otobüsüne binip geldiği şehre dönmeye başladı.
Biz ise kaldık.
Çünkü bizi Ankara’dan Sakarya’ya getiren otobüsün şoförü, ortamdan çekinmiş ve bizi almadan Ankara’ya dönmüştü.
Otobüs gitmiş, biz Sakarya’da kalmıştık.
Geceyi büyük bir caminin avlusunda geçirdik. Hasırların üzerine uzandık. Saatlerdir uykusuz olduğumuz için kimimiz bir köşede, kimimiz başka bir köşede sızıp kalıyordu.
Fakat ertesi gün derslerimiz vardı.
Ankara’ya dönmenin bir yolunu bulmalıydık.
Sonunda çare bulundu:
Arifiye’den Ankara’ya giden trene yetişecektik.
Bizi istasyona götürmek için arkası açık, tahta kasalı bir kamyonet gönderildi.
Yaklaşık otuz kişiydik.
Gece saat dokuz-on suları…
Kamyonetin kasasına doluştuk.
Tahta kasanın kenarlarına tutunarak yola çıktık.
İşte asıl macera o zaman başladı.
Kamyon hızlandıkça soğuk gece havası yüzümüze çarpıyordu. Her virajda kasa bir yana savruluyor, ardından öbür tarafa yatıyordu. Tahta kasadan “çıt… çıt…” diye sesler geliyor, her sarsıntıda birbirimize daha sıkı tutunuyorduk.
Bir virajda hepimiz aynı tarafa yığılıyor, kamyon doğrulunca bu kez öbür tarafa savruluyorduk.
Altımızda yalnızca birkaç tahta parçası…
Önümüzde karanlık bir yol…
Ve arkamızda gecenin derinliği vardı.
En küçük bir dengesizlikte hepimiz hareket hâlindeki kamyonun arkasından yola savrulabilirdik.
Ama biz yine de gençtik.
Korkunun üzerine heyecanımızı koymuş, yol boyunca bağırıyor, sloganlar atıyor, birbirimizi coşturuyorduk.
Kamyonun motor sesi, tahta kasanın çıtırtıları ve gecenin içinde yükselen genç sesleri birbirine karışıyordu.
Nihayet Arifiye’ye ulaştık.
Trene yetiştik.
Yorgun, uykusuz ve üzerimiz başımız dağılmış hâlde vagona bindik.
Sonunda Ankara’ya doğru yola çıktık.
Bugün o geceyi düşündüğümde, gözümün önüne sadece Sakarya yolları veya tahta kasalı o kamyon gelmiyor.
Bir neslin heyecanı geliyor.
Biz o yıllarda bir idealin peşindeydik.
Daha güzel, daha adil, insanların birbirine sevgi ve merhametle yaklaştığı bir dünyanın kurulabileceğine inanıyorduk. Bunun için uykumuzdan, rahatımızdan, zamanımızdan vazgeçmeyi göze alıyorduk.
Yıllar geçti.
Hayat değişti.
Şartlar değişti.
O idealist gençlerin bir kısmı yaşlandı, bir kısmı köşesine çekildi; bir kısmı ise hayatın rahatlığı ve dünyevî meşguliyetleri içinde başka bir yöne savruldu.
Biz davamıza ihanet ettiğimizi düşünmedik.
Fakat yol boyunca çok dökülenler oldu.
Ve bugün insan ister istemez kendisine şu soruyu soruyor:
Bizim hayalini kurduğumuz o güzel dünyayı kim kuracak?
Kur’ân-ı Kerîm’de, Hz. Musa’nın kavminin mukaddes topraklara girme konusundaki tereddüdünün ardından kırk yıl çölde kaldığı ve sonrasında başka bir neslin o topraklara girdiği anlatılır.
Bu kıssa bana yıllardır şunu düşündürüyor:
Bazı yolculuklar bir nesilde tamamlanmayabilir.
Belki bir nesil yolu açar, başka bir nesil menzile ulaşır.
Öyleyse…
Acaba bir nesil daha mı gerekiyor?
Fakat nasıl bir nesil?
İnsanlara tepeden bakmayan; sevgiyle, şefkatle yaklaşan…
Alanında başarılı, dürüstlüğü ve güzel ahlâkıyla örnek olan…
Söyledikleriyle değil, öncelikle yaşantısıyla insanlara tesir eden…
İnsanların onun şahsında güzel ahlâkı sevdiği ve “Ben de böyle yaşamalıyım.” diyebildiği bir nesil…
Belki de asıl mesele yeni bir nesil yetiştirmekten önce, yeni nesle nasıl örnek olacağımızdır.
Çünkü gençlere doğruluğu anlatmak kolaydır.
Ama doğruluğu yaşamak zordur.
Dürüstlüğü öğütlemek kolaydır.
Ama her şartta dürüst kalabilmek asıl imtihandır.
Güzel ahlâktan söz etmek kolaydır.
Fakat güzel ahlâkı hayatımızın her anında gösterebilmek gerçek örnekliktir.
Belki bugün bize düşen, gençlerden sürekli bir şeyler beklemek değil; onların karşısına güzel bir insan olarak çıkabilmektir.
Çünkü bazı davalar kitaplarla değil, insanlarla yaşar.
Ve belki yıllar önce o yurdun koridorlarında yankılanan cızırtılı sesin çağrısı hâlâ devam ediyor:
“Haydi kalkın! Hazırlanın!”
Bu defa bir mitinge gitmek için değil…
Hakikate, güzel ahlâka ve insanlığa doğru yeniden yürümek için.
Belki de aradığımız yeni nesil, bizden sonra gelecek olanlar değil;
önce kendi içinde yeniden dirilttiğimiz nesildir.
28.09.2026 Atakum. Samsun.5
- Toplam 2 yorum
ismail recep nur 07:39 - 16 Ekim 2026
İnşâ Allah an karib`uz zaman inşa Allah
HAYRİ BOSTAN 08:54 - 10 Ekim 2026
Lise yıllarımızda bir miting yolculuğumuzu anımsattı bana.Önce İzmit'ten İstanbul'a gitmiştik. Orada Vatan ya da Millet Caddesi'nden yürüyüşe katıldık. Saatlerce bağır çağır Sultanahmet'de bitmişti yürüyüş. Sonra otobüslere bindirildik ve Konya'ya doğru yola çıktık. Sabaha vardık Konya'ya. Yorgunluktan ve gözklerimden akan uykudan ölüyordum. Mitin sonunda bir vukuat olmuştu. Arabaları park ettiğimiz yere varınca gittiklerini öğrendim. Ne macera ne macera.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Vahap Acar Köşe Yazısı: Deli Lütfü 28 Ekim 2026 Çarşamba
- Vahap Acar Köşe Yazısı: HACI İHSAN 21 Ekim 2026 Çarşamba
- Vahap Acar Köşe Yazısı: DAVANIN HAVARİSİ OLMAK 30 Eylül 2026 Çarşamba
- Vahap Acar Köşe Yazısı: Kedi Karga Ve Sınırlı Akıl 21 Eylül 2026 Pazartesi
- Deve Çıkmadı, İnsan Düşündü 16 Eylül 2026 Çarşamba