Tuğba Tunalı
Tuğba Tunalı

Tuğba Tunalı Köşe Yazısı VEFANIN DA MI NESLİ TÜKENDİ?A Tuğba Tunalı Köşe Yazısı VEFANIN DA MI NESLİ TÜKENDİ?A

05 Ekim 2026 13:25
Tuğba Tunalı Köşe Yazısı VEFANIN DA MI NESLİ TÜKENDİ?A

 

“Bazı insanlar sizin hayatınıza girer, iz bırakır. Bazıları ise siz onların hayatında bıraktığınız izi bile hatırlamaz.”

Vefa…

Ne kadar eski bir kelime.

Ne kadar ağır, ne kadar kıymetli…

Bugün ise sanki sözlüklerde kalmış bir kelime gibi geliyor bana.

Çünkü artık insanlar birbirinin hayatına dokunmaktan çok, birbirinin hayatından ne alabileceğinin hesabını yapıyor.

Dostluklar menfaatle, ilişkiler beklentiyle, iyilikler karşılıkla ölçülüyor.

Bir insanın yanında kaç yıl durduğun değil, bugün sana ne sağlayabileceği konuşuluyor.

Ve galiba en acısı da şu:

İnsanlar artık iyiliği hatırlamak yerine, iyiliği yapanı unutmayı öğreniyor.

Vefa gerçekten tükendi mi?

Hayır.

Vefalı insanların nesli tükenmedi.

Ama azaldılar.

Çünkü vefa, günümüzün hızına ayak uyduramayan eski bir erdem gibi görülmeye başlandı.

Oysa vefa; birinin elinden tuttuğun günü, sana açtığı kapıyı, zor zamanında yanında oluşunu, düştüğünde seni kaldırışını unutmamaktır.

Vefa, “Ben bunu hak etmiştim.” demek değildir.

“Sen bunu benim için yaptın ve ben bunu unutmadım.” diyebilmektir.

Vefalı insan, iyiliği bir borç senedi gibi taşımaz.

Karşısındakinin başına kakmaz.

Ama hafızasından da silmez.

Çünkü bilir ki insanı insan yapan yalnızca bugün sahip oldukları değildir.

Dün kimlerin omzunda yürüdüğü de insanın karakteridir.

Peki vefasızlar kimdir?

Vefasız insan, sadece aramayan insan değildir.

Bazen her gün arar ama sizin değerinizi yalnızca işine yaradığınız sürece bilir.

Vefasızlık bazen bir telefonun gelmemesinden çok daha derindir.

Siz onun en zor gününde yanında olmuşsunuzdur.

Hastane kapısında beklemişsinizdir.

Parasız kaldığında elinizden geleni yapmışsınızdır.

Kimsenin inanmadığı zamanlarda ona inanmışsınızdır.

Düştüğünde kaldırmış, ağladığında dinlemiş, sustuğunda anlamaya çalışmışsınızdır.

Sonra gün gelir…

O insan ayağa kalkar.

Ve ilk yaptığı şey, onu ayağa kaldıran eli unutmak olur.

İşte vefasızlık budur.

Kendisine açılan kapıyı hatırlamamak.

Kendisini koruyan insanı yok saymak.

Karanlıkta yanında yürüyeni, aydınlığa çıktığında tanımamak.

Daha da kötüsü…

Dün size ihtiyacı olduğu için kurduğu cümleleri, bugün makamı değişince inkâr etmektir.

Vefasızlığın en büyük zararı nedir biliyor musunuz?

İnsanın iyiliğe olan inancını kırması…

Bir vefasızın yaptığı kötülük yalnızca kendisine zarar vermez.

İyilik yapan insanı da değiştirir.

“Bir daha kimse için uğraşmayacağım.”

“Kimseye güvenmeyeceğim.”

“Ben de artık kimseyi düşünmeyeceğim.”

İşte tehlike burada başlar.

Bir insanın kalbini kırabilirsiniz.

Ama bir insanın iyiliğe olan inancını kırarsanız, ondan sonra kaç kişinin hayatına zarar vereceğini bilemezsiniz.

Çünkü vefasızlık yalnızca iki insan arasındaki bir mesele değildir.

Topluma bulaşan bir hastalık gibidir.

Bir kişi diğerine güvenmez.

Öteki bir başkasına…

Sonra herkes birbirinden şüphe etmeye başlar.

Ve sonunda aynı sofrada oturan insanlar bile birbirinin niyetini sorgular.

Peki vefalı insanlar neden hep yara alıyor?

Çünkü vefalı insan, kendi yaptığı iyiliği başkasının da yapacağını sanıyor.

Kendisi unutmadığı için karşısındakinin de unutmayacağını düşünüyor.

Kendisi zor günde kaçmadığı için, karşısındakinin de kaçmayacağına inanıyor.

İşte yanıldığı yer burası.

Herkes sizin kalbiniz kadar geniş değildir.

Siz bir insanın yıllarını hatırlarsınız.

O, sizin son hatanızı hatırlar.

Siz onun size yaptığı iyilikleri düşünürsünüz.

O, sizin bir gün yapamadığınız şeyi.

Siz “Biz bunca şey yaşadık.” dersiniz.

O, “Artık işime yaramıyor.” diye düşünür.

Ve insan bazen en büyük yarayı düşmanından değil, geçmişini emanet ettiği insandan alır.

Vefa nasıl yeniden oluşur?

Bence büyük sözlerle değil.

Küçük davranışlarla…

Bir “Nasılsın?” ile.

Yıllardır görüşmediğin birini aramakla.

“Bunu sen benim için yapmıştın, unutmadım.” diyebilmekle.

Bir dostun düştüğünde yanında olmakla.

Başarılı olduğunda kıskanmak yerine sevinmekle.

Bir insan artık hayatında olmadığı halde onun sana yaptığı iyiliği kötülememekle…

Çünkü vefa, insan hayatında kişiler değişse bile karakterin değişmemesidir.

Bugün dostundur, yarın değildir.

Ama dün sana yaptığı iyiliğe düşman olduğun gün bile saygı duyabiliyorsan…

İşte o vefadır.

Bir de şu var…

Bazen vefayı sadece başkalarından bekliyoruz.

“Bana vefasızlık yaptı.”

“Beni unuttu.”

“Yanımda olmadı.”

Peki biz?

Biz kimin iyiliğini unuttuk?

Kimin kapısını çalmadık?

Kimin zor gününde “işim var” deyip geçtik?

Kimin başarısını içten içe kıskandık?

Kimin sevgisini garanti görüp onu ihmal ettik?

Belki de zaman zaman hepimiz bir başkasının hikâyesinde vefasız insan olduk.

İşte insanın kendisine sorması gereken en zor soru budur:

“Ben kimin kalbinde, unutulmaması gereken bir iyiliği unuttum?”

Vefa, geçmişe borçlu olmak değildir.

Vefa, geçmişi inkâr etmemektir.

Sana bir bardak su uzatan insanı, çeşmeye ulaştığında küçümsememektir.

Elinden tutanı, ayağa kalkınca elinin kirli olduğunu söyleyerek hayatından çıkarmamaktır.

Çünkü insanın gerçek karakteri, güce ulaştığında kendisine güç verenlere nasıl davrandığıyla ortaya çıkar.

Herkes güçsüzken merhametli olabilir.

Herkes ihtiyaç duyarken vefalı görünebilir.

Asıl mesele şudur:

Artık ihtiyacın kalmadığında hâlâ hatırlıyor musun?

İşte insanı orası ele verir.

Belki de vefalı insanların en büyük talihsizliği…

Kalplerinin, karşısındaki insanın kalbi kadar olduğunu sanmalarıdır.

Ama yine de vefadan vazgeçmemeli.

Çünkü vefasız biri yüzünden vefalı olmaktan vazgeçmek, onun sana yaptığı kötülüğün karakterini değiştirmesine izin vermektir.

Bırak bazı insanlar unutsun.

Bırak bazıları seni sadece işi düştüğünde hatırlasın.

Bırak bazıları senin değerini kaybettikten sonra anlasın.

Sen yine de iyi kal.

Ama bir şeyi de öğren:

İyilik yaparken kalbini teslim etme.

Herkese kapını açma.

Herkesi kendin sanma.

Ve en önemlisi…

Vefayı hak etmeyene kendini tüketme.

Çünkü vefa, kendini yok etmek değildir.

Vefa; iyiliği unutmaktır ama kendini de unutmamaktır.

Belki bugün dünyaya yeniden biraz vefa lazım.

Biraz hatırlamak…

Biraz teşekkür etmek…

Biraz “Sen benim için ne yaptın, biliyorum.” diyebilmek…

Ve belki de en çok şu cümleyi yeniden öğrenmek:

“Ben bunu unutmadım.”

Çünkü bazen bir insanın yıllar önce yaptığı iyiliği hatırlamanız, ona verebileceğiniz en büyük hediyedir.

Ve unutmayın;

İnsan, kendisine yapılan iyiliklerle büyür; yaptığı iyilikleri unuttuğu gün küçülmeye başlar.

Vefa ölmedi.

Sadece gürültünün içinde sesi kısıldı.

Onu yeniden duyurmak bizim elimizde.

Çünkü bazı değerler kaybolmaz…

Onları yaşatacak insanlar azalır.

Umarım çevreniz ,kuru kalabalıklar yerine hep vefalı insanlarla dolu olsun!
Hadi kalın sağlıcakla.!

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
Black Coffe & Tea
Deneme 1
X