Tuğba Tunalı
Tuğba Tunalı

Tuğba Tunalı Köşe Yazısı: SÖZ VERMEK KOLAY, SÖZÜNÜN ARDINDA DURMAK MESELE Tuğba Tunalı Köşe Yazısı: SÖZ VERMEK KOLAY, SÖZÜNÜN ARDINDA DURMAK MESELE

12 Ekim 2026 22:28
Tuğba Tunalı Köşe Yazısı: SÖZ VERMEK KOLAY, SÖZÜNÜN ARDINDA DURMAK MESELE

 

Bir insana umut verip sonra ortadan kaybolmak, yalnızca tutulmamış bir söz değildir. Karşınızdaki insanın zamanını, güvenini ve kalbini belirsizliğin ortasında bırakmaktır.

Çünkü “Yaparım”, “Geleceğim”, “Konuşacağız” ya da “Merak etme, ben buradayım” dediğinizde, karşınızdaki insan yalnızca kelimelerinizi duymaz. O kelimelerle kendine bir gelecek kurar. Size inanır, bekler, plan yapar. Belki de uzun zamandır ilk kez bir şeye gönül rahatlığıyla tutunur.

Sonra siz kaybolursunuz.

Ne bir açıklama yaparsınız ne de geride bıraktığınız beklentiyi düşünürsünüz. Belki günler sonra hiçbir şey olmamış gibi dönersiniz. Oysa sizin için sıradan bir cümle olan şey, başka birinin hayatında uzun süre yankılanmış olabilir.

İnsanın canını yakan, yalnızca sözün tutulmaması değildir. Asıl acıtan, o sözün karşı tarafta yarattığı umudun sahipsiz bırakılmasıdır.

Herkes unutabilir. Ama herkes, verdiği sözün bir insanın hayatında karşılığı olduğunu bilmek zorundadır.

Çünkü birine umut veriyorsanız, o umudun içinde sizin de sorumluluğunuz vardır.

Çünkü umut, oyuncak değildir.

İnsanların duygularıyla oynayıp ardından “Ben öyle demek istememiştim” demek kolaydır. Bir cümle söylersiniz, karşı taraf günlerce düşünür. Bir ihtimal bırakırsınız, o ihtimal büyür. Bir kapıyı tam kapatmazsınız, karşınızdaki insan o kapının önünde bekler. Siz ise hayatınıza kaldığınız yerden devam edersiniz.

İtirazım tam da buna: Bir insanı muallakta bırakmak, her zaman masum bir unutkanlık değildir.

Bazen kararsızlıktır, bazen cesaretsizlik, bazen de bencillik. Kimi zaman da karşınızdaki insanı kaybetmek istemediğiniz hâlde onunla gerçekten bir gelecek kurmaya niyetiniz olmadığını gösterir. Bunun adı ne olursa olsun, sonuç değişmez: Karşınızdaki insanın zamanından, duygularından ve güveninden çalarsınız.

Bir insanı hayatınızda istemiyorsanız söyleyin. İstiyorsanız sahip çıkın. Kararsızsanız bunu açıkça ifade edin. Ama insanları “belki”lerin içinde bekletmeyin. Çünkü “belki”, bazen bir insanın aylarını, hatta yıllarını tüketebilir.

Söz vermenin de bir ahlakı vardır.

Söz vermek yalnızca romantik bir davranış değil, aynı zamanda bir karakter meselesidir. Çünkü söz verdiğiniz anda, karşınızdaki insanın size duyduğu güveni de kabul etmiş olursunuz.

Sonra o güveni hiçe sayıp “Ben unuttum” demek, basit bir unutkanlıkla açıklanamayacak kadar ağırdır. İnsan gerçekten önem verdiği bir şeyi unutsa bile hatırladığında telafi eder; arar, açıklar, özür diler ve “Seni beklettim, bunun farkındayım” diyebilir.

Çünkü sözünün arkasında duramayan insanın en azından sorumluluğunun arkasında durması gerekir.

En acısı da şu:

Bazı insanlar sizi tamamen kaybetmek istemez, ama size gerçekten sahip çıkmak için de hiçbir şey yapmaz. Arada bir mesaj atar, bir cümle bırakır, bir ihtimal yaratır; sonra yeniden ortadan kaybolur. Siz tam vazgeçecekken geri döner ve siz bunu umut sanırsınız.

Oysa bazen bu umut değil, yalnızca bir insanın sizi tamamen kaybetmek istememesidir.

Aradaki farkı görmek gerekir. Çünkü sizi gerçekten isteyen insan, sizi sürekli şüphe içinde bırakmaz. Sevgisini söyleyip davranışlarıyla tersini göstermez. Sizi bekletip sonra hiçbir şey olmamış gibi geri dönmez. Hayatındaki yerinizi anlayabilmeniz için sürekli işaret çözmek zorunda bırakmaz.

İnsanları cümlelerine değil, davranışlarına göre değerlendirin.

Herkes güzel konuşabilir; “Yanındayım”, “Halledeceğim” ya da “Unutmadım” diyebilir. Ama hayatın gerçeği kelimelerde değil, eylemlerde saklıdır.

Bir insanın size verdiği değer, söylediği en güzel cümlede değil, o cümlenin gereğini yapıp yapmadığında ortaya çıkar.

Ben artık şuna inanıyorum:

Söz verip tutmamak kadar, söz verip karşı tarafı bekletmek de bir seçimdir.

Bazı insanlar hayatımızdan gittikleri için değil, bizi uzun süre belirsizlikte tuttukları için yorucu olurlar. Bu yüzden kimseye hayatınızın kapısında sonsuza kadar nöbet tutturmayın; siz de kimsenin kapısında nöbet tutmayın.

Çünkü sevgi ve özlem bekleyebilir, ama insanın kendine olan saygısı beklememeli.

Bir gün dönüp geriye baktığınızda, sizi en çok yoran şeyin belki de giden kişi değil, onun arkasından yıllarca taşıdığınız “Acaba?” olduğunu fark edeceksiniz. İşte o gün, beklemekle sevilmek arasındaki farkı anlayacaksınız.

Size umut verip sonra ortadan kaybolan herkesi affetmek zorunda değilsiniz. Her açıklamayı kabul etmek, her dönüşe kapı açmak, her sözü yeniden ciddiye almak zorunda da değilsiniz.

Bazen yapılacak en dürüst şey, karşınızdakinden beklediğiniz açıklamayı kendinize vermektir:

“Beni bekleten birinin hayatında daha fazla beklemeyeceğim.”

Unutmayın:

Söz umut verir; davranış gerçeği gösterir.

Ve insan, en sonunda kendisine verilen sözlerden çok, kendisine verdiği sözle iyileşir:

Bir daha beni belirsizliğin içinde bırakmalarına izin vermeyeceğim.

Kalemimi bırakıp, vicdan rahatlığıyla başka konulara yelken açıyorum…
Vicdan rahatlığı çok önemli çünkü.
Hadi kalın sağlıcakla!

YORUMLAR
  • Toplam 1 yorum
Hasan Gümüş 20:22 - 15 Ekim 2026

Harika yorum, güzel tespitler.. Kalemine, yüreğine sağlık

0 Beğenmedim

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
Black Coffe & Tea
Deneme 1
X