Tuğba Tunalı Köşe Yazısı Tuğba Tunalı Köşe Yazısı: OĞLUNU KENDİNE DEĞİL, HAYATA BAĞLA ANNE!
Anneler erkek çocuklarını kendilerine bağımlı değil, bağlı yetiştirmeli.
Bu cümle basit gibi görünüyor.
Ama aslında ülkemizin nesilden nesile taşıdığı, adı konulmamış, kökleri çok derinlerde olan bir toplumsal yaranın tam ortasına dokunuyor.
Çünkü biz erkek çocuklarını büyütürken çoğu zaman onlara hayatı değil, kendimize ait bir hayatı öğretiyoruz.
“Benim oğlum…”
Bu cümle bazen sevginin en güzel hali.
Ama bazen de farkında olmadan bir sahiplenmenin başlangıcı.
Oğlunun çantasını annesi topluyor.
Yemeğini annesi hazırlıyor.
Çamaşırını annesi yıkıyor.
Hangi gömleğin ütülü olduğunu annesi biliyor.
Hangi yemeği sevdiğini annesi biliyor.
Hastalandığında annesi başında bekliyor.
Üzüldüğünde annesi teselli ediyor.
Bir ilişki yaşadığında annesi merak ediyor.
Evlendiğinde ise asıl sınav başlıyor.
Çünkü bazı anneler oğullarının büyüdüğünü kabul ediyor ama ondan vazgeçmeyi öğrenemiyor.
Oğul da annesinden bağımsız bir yetişkin olmayı değil, annesinin onayını kaybetmeden yetişkin kalmayı öğreniyor.
İşte bağımlılık tam burada başlıyor.
⸻
SEVGİ BAĞDIR, BAĞIMLILIK ZİNCİR
Bir anne oğlunu kendisine bağlayabilir.
Ama asıl marifet, onu kendisine muhtaç etmeden sevebilmektir.
Çünkü çocuk büyüyecek.
Okula gidecek.
İş hayatına atılacak.
Kendi parasını kazanacak.
Bir kadınla hayatını birleştirecek.
Kendi evini kuracak.
Kendi kararlarını verecek.
Ve bir gün annesinin elinden tutmak yerine, annesinin elini bırakıp hayatın elinden tutması gerekecek.
İşte annelik biraz da bunu kabullenmektir.
Oğlunun sana ihtiyaç duymamasından korkmamak…
Senin olmadan da yemek yiyebilmesinden,
kendi çamaşırını yıkayabilmesinden,
kendi kararını verebilmesinden,
kendi evini çekip çevirebilmesinden,
kendi duygularıyla baş edebilmesinden gurur duymaktır.
Çünkü iyi anne;
“Ben olmadan ne yapacak?” diye korkan değil,
“Ben olmadan da yapabilecek.” diye gurur duyan annedir.
⸻
BİZ ERKEK ÇOCUKLARINA NE ÖĞRETİYORUZ?
Daha çocukken başlıyor.
“Erkek adam ağlamaz.”
“Erkek dediğin güçlü olur.”
“Erkek dediğin dayanır.”
“Karısına belli etme.”
“Duygularını fazla gösterme.”
“Sen erkeksin.”
Peki sonra ne oluyor?
Çocuk büyüyor.
Ama duygularını büyütemiyor.
Korkuyor ama söyleyemiyor.
Üzülüyor ama saklıyor.
Özlüyor ama arayamıyor.
Seviyor ama ifade etmekten utanıyor.
Kırılıyor ama “iyiyim” diyor.
Ağlamak istiyor ama gözlerini kaçırıyor.
Sarılmak istiyor ama elleri cebinde kalıyor.
Çünkü ona çocukluğundan beri bir şey fısıldanıyor:
“Duygusal olma. Erkek ol.”
Oysa duygusuzluk erkeklik değildir.
Ağlamak zayıflık değildir.
Yardım istemek acizlik değildir.
Sevdiğini söylemek güçsüzlük değildir.
Sarılmak, özlemek, korkmak, kırılmak, affetmek…
Bunların hiçbiri erkeği erkek olmaktan çıkarmaz.
Tam tersine…
İnsanı insan yapar.
⸻
ANNENİN KUCAĞINDA BÜYÜYEN AMA HAYATA TEK BAŞINA ÇIKAMAYAN OĞULLAR…
Burada annelere de kızmak kolay.
Ama mesele yalnızca anneler değil.
Mesele bizim kültürümüz.
Mesele yüzyıllardır taşıdığımız ataerkil düzen.
Erkeği evin reisi ilan ederken onun duygularını küçümseyen,
kadını oğlunun hizmetinden sorumlu tutarken,
erkeği de kendi hayatının sorumluluğunu almaktan uzaklaştıran bir düzen bu.
Garip değil mi?
Erkeğe “evin direği sensin” diyoruz.
Ama o direğin çocukluğundan itibaren annesine yaslanmasına izin veriyoruz.
Sonra evlenince de:
“Karısı ona bakmıyor.”
“Annesi gibi yemek yapamıyor.”
“Annesi oğlunu daha iyi tanır.”
diyoruz.
İşte burada yalnızca gelin ve kayınvalide çatışması çıkmıyor.
Yetişkin olamamış bir oğul ile onu bırakmayı öğrenememiş bir annenin arasında sıkışmış bir evlilik çıkıyor.
Ve en acısı…
Bazen o evliliğin içinde üç kişi yaşamaya başlıyor:
Anne…
Oğlu…
Ve oğlunun eşi.
⸻
OĞLUNU SEV ANNE… AMA ONUN HAYATINI YAŞAMA!
Oğlunun evine her gün karışma.
Evliliğine yön verme.
Eşini kendi evladınla kıyaslama.
“Ben olsaydım…”
“Benim yaptığım…”
“Ben oğlumu senden daha iyi bilirim…”
cümlelerini bırak.
Çünkü oğlun artık senin çocuğun olduğu kadar, kendi hayatının yetişkinidir.
Onun bir eşi varsa, o eşin de kendi alanı vardır.
Onların hatalarına müdahale etmek yerine bazen susmayı öğren.
Çünkü oğlunu korumak ile oğlunun hayatını kontrol etmek arasında kocaman bir fark vardır.
Koruma sevginin dilidir.
Kontrol ise korkunun.
⸻
VE BABALARA DA BİR SÖZÜM VAR…
Erkek çocuklarını yalnızca para kazanmak, güçlü olmak, ailesini korumak üzerinden yetiştirmeyin.
Onlara duygularını da öğretin.
Bir babanın oğluna sarılması, belki de bir ömür sürecek bir travmayı engelleyebilir.
“Ben de korktum.”
“Ben de üzüldüm.”
“Ben de hata yaptım.”
“Ben seni seviyorum.”
demeyi bilen bir baba…
Oğluna miras olarak sadece soyadını değil, duygusal özgürlüğünü bırakır.
⸻
ÇÜNKÜ ERKEKLERİN DE YARALARI VAR
Bunu çoğu zaman unutuyoruz.
Erkeğin de annesiyle ilgili yaraları var.
Babasıyla ilgili yaraları var.
Sevilmemişliği var.
Onaylanma ihtiyacı var.
Çocukken susturulmuş gözyaşları var.
“Erkek adam” denilerek içine gömdüğü korkuları var.
Belki sarılmak isteyip sarılamadığı yılları var.
Belki annesine “Seni seviyorum.” diyemediği için içinde taşıdığı bir mahcubiyet var.
Belki eşine “Bana sarıl.” diyemediği için geceleri sessizce yatağın öbür tarafına döndüğü zamanlar var.
Ve biz bütün bunlara bazen tek bir cümleyle cevap veriyoruz:
“Erkek işte…”
Hayır.
Erkek işte değil.
İnsan işte.
⸻
ANNELER OĞULLARINI KENDİLERİNE DEĞİL, HAYATA HAZIRLAMALI
Bir oğlun varsa ona yemek yapmayı öğret.
Çamaşır yıkamayı öğret.
Evi temizlemeyi öğret.
Kendi işini görmeyi öğret.
Parasını yönetmeyi öğret.
Ama en önemlisi…
Duygusunu tanımayı öğret.
Özür dilemeyi öğret.
Bir kadına saygı duymayı öğret.
“Hayır” cevabını kabul etmeyi öğret.
Kaybetmeyi öğret.
Yalnız kalabilmeyi öğret.
Kendi kararının sorumluluğunu almayı öğret.
Annesinin olmadığı bir hayatta da ayakta durabilmeyi öğret.
Çünkü bir gün sen olmayacaksın anne.
Bunu söylemek acı ama gerçek.
Ve senin oğluna bırakabileceğin en büyük miras;
sana muhtaç olması değil,
senin yokluğunda da iyi bir insan olarak yaşayabilmesidir.
⸻
Belki artık çocuklarımıza şu soruyu sormalıyız:
“Büyüdüğünde bana ne kadar ihtiyaç duyacaksın?”
değil…
“Büyüdüğünde kendi hayatını ne kadar özgürce yaşayabileceksin?”
Çünkü annelik çocuğu kendine bağlamak değildir.
Annelik, gerektiğinde elini bırakabilmektir.
Ve belki de dünyanın en zor vedası budur:
Bir annenin, oğluna bakıp içinden,
“Artık benim çocuğum değil yalnızca… Kendi hayatının sahibi bir adam.”
diyebilmesi.
İşte gerçek annelik biraz da budur.
Oğlunu kendine bağımlı değil…
Kendine bağlı ama hayata özgür yetiştirmek.
Çünkü çocuklarımız bizim malımız değil.
Onlar bize emanet edilmiş hayatlar.
Ve emanet edilen bir hayatın sahibi olunmaz.
O hayatın sahibi olabilmesi için ona yol açılır.
Hadi kalın sağlıcakla!
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Tuğba Tunalı Köşe Yazısı: ESARETİN ADI HİÇ DEĞİŞMİYOR, BAĞIMLILIKLAR ! 28 Ekim 2026 Çarşamba
- Tuğba Tunalı Köşe Yazısı: BİZİ EN ÇOK YABANCILAR DEĞİL, YAKINLARIMIZ YORUYOR! 27 Ekim 2026 Salı
- Tuğba Tunalı Köşe Yazısı: İYİLİK BİLE REKLAM MALZEMESİ OLDU! 22 Ekim 2026 Perşembe
- Tuğba Tunalı Köşe Yazısı: KALABALIKLAR ÇOĞALDI, İNSANLIK EKSİLDİ! 20 Ekim 2026 Salı
- Tuğba Tunalı Köşe Yazısı: BU TOPLUMUN EN BÜYÜK SORUNU: HERKESİN KENDİNİ İSTİSNA SANMASI! 16 Ekim 2026 Cuma
- Tuğba Tunalı Köşe Yazısı: ÇOCUKLARA KAZANMAYI ÖĞRETİYORUZ DA KAYBEDERKEN İNSAN KALMAYI NEDEN ÖĞRETEMİYORUZ? 14 Ekim 2026 Çarşamba
- Tuğba Tunalı Köşe Yazısı: SÖZ VERMEK KOLAY, SÖZÜNÜN ARDINDA DURMAK MESELE 12 Ekim 2026 Pazartesi
- SEN GÜÇLÜSÜN DEDİLER, SIRTINA BÜTÜN HAYATI YÜKLEDİLER 10 Ekim 2026 Cumartesi
- Tuğba Tunalı Köşe Yazısı: ÇOK GEZEN Mİ BİLİR, ÇOK OKUYAN MI? 08 Ekim 2026 Perşembe
- Tuğba Tunalı Köşe Yazısı: AŞKIN YAŞI OLUR MU? 07 Ekim 2026 Çarşamba