Tuğba Tunalı
Tuğba Tunalı

Tuğba Tunalı Köşe Yazısı: ESARETİN ADI HİÇ DEĞİŞMİYOR, BAĞIMLILIKLAR ! Tuğba Tunalı Köşe Yazısı: ESARETİN ADI HİÇ DEĞİŞMİYOR, BAĞIMLILIKLAR !

28 Ekim 2026 21:10
Tuğba Tunalı Köşe Yazısı: ESARETİN ADI HİÇ DEĞİŞMİYOR, BAĞIMLILIKLAR !

 

Bir kadın düşünün. Arkadaşlarıyla oturuyor ama aklı masada değil. Telefonu sessizde; yine de her birkaç dakikada bir ekranı açıyor. Sevgilisi sabahından beri cevap vermemiş. Kadın, yaptığı konuşmaları tekrar tekrar düşünüyor. Acaba yanlış bir şey mi söyledi? Fazla mı ilgi gösterdi? Biraz daha geri mi çekilmeli?

Akşam mesaj geliyor: “Yoğundum.”

Bir anda bütün günün gerginliği dağılıyor. Sanki hiçbir şey olmamış gibi mutlu oluyor.

Ertesi gün aynı sessizlik yeniden başlıyor.

Burada mesele yalnızca bir mesaj değildir. Kişinin ruh hâli, kendi hayatında olup bitenlerden çok karşısındaki insanın ilgisine bağlı hâle gelmiştir. İlişki sürekli kaygı yaratıyor, ama küçük bir yakınlık bütün kaygıyı bir süreliğine susturuyor olabilir.

Böyle bir döngüde insan, kendisine iyi gelmeyen ilişkiyi bitirmekten değil, ilişkinin ardından yaşayacağını düşündüğü boşluktan korkabilir.

Üstelik çevremiz de bazen bu durumu besler. “Erkekler böyledir.” “Biraz kıskanıyorsa seviyordur.” “Gerçek aşk acı çektirir.” Bu cümlelerle incinmeyi sevginin doğal bedeli gibi sunarız.

Oysa birinin ilgisini kazanmak için sürekli kendini sorgulamak zorunda kalıyorsan, belki de kaybetmekten korktuğun şeyin ne olduğunu yeniden düşünmelisin.

Sevgi, insanın kendi değerinden şüphe etmesini gerektirmemeli.

BİR KADEH, BİR BAHİS, BİR SEPET DOLUSU EŞYA…

Bağımlılık bazen çok daha somut bir biçimde karşımıza çıkar.

Bir adam, akşam eve geldiğinde eşine gününün nasıl geçtiğini anlatmak yerine buzdolabından bir bira alıyor. Başlangıçta yalnızca hafta sonları içiyordu. Sonra zor geçen günlerin ardından, derken neredeyse her akşam… Şimdi içmediği gecelerde uyuyamadığını, huzursuzlandığını söylüyor. Ailesi değişimi fark ediyor ama kendisi hâlâ “İstediğim zaman bırakırım,” diye düşünüyor.

Bir başka adam, maaş gününden sonra kendisine verdiği sözü tutamıyor. Önce borcunu kapatmak için oynuyor, sonra kaybettiğini geri kazanmak için. Telefonundaki bahis uygulamasını siliyor, birkaç gün sonra yeniden yüklüyor. Eşine hesabının neden eksildiğini açıklarken başka bir gerekçe buluyor. Artık mesele yalnızca para değil; kaybını kabul edememek ve yeniden kazanacağına inanmak da onu oyunda tutuyor.

Bir genç kadın, zor bir günün sonunda internetten birkaç parça kıyafet sipariş ediyor. Paket geldiğinde kısa süreli bir sevinç yaşıyor. Birkaç gün sonra kendisini yine kötü hissediyor ve yeniden alışveriş yapıyor. Kredi kartı ekstresini açmaya korkmaya başladığında, satın almanın kendisine verdiği rahatlığın bedelini fark ediyor.

Bir başka kişi, her sabah uyanır uyanmaz sosyal medya bildirimlerini kontrol ediyor. Paylaşımı yeterince beğeni almadığında bütün gününü sorguluyor. Bir fotoğrafını defalarca siliyor, yeniden yüklüyor. Başkalarının hayatlarını izledikçe kendi hayatını daha yetersiz buluyor. Ekranda geçirdiği zaman arttıkça, gerçek hayatta kendisini iyi hissettiren şeylere ayırdığı zaman azalıyor.

Bir üniversite öğrencisi ise gece boyunca çevrim içi oyun oynuyor. Sabah derse gitmekte zorlanıyor, sınavlarını erteliyor, arkadaşlarının davetlerini geri çeviriyor. Oyunda kazandığı başarılar gerçek hayattaki başarısızlık korkusunu bir süreliğine bastırıyor. Fakat oyun kapandığında ertelenen sorumluluklar onu bekliyor.

Bu örneklerin hepsi aynı türden bir bağımlılık değildir. Yoğun alışveriş, oyun oynamak veya sosyal medya kullanmak tek başına klinik bağımlılık anlamına gelmez. Ancak davranış kontrol edilemez hâle geliyor, zarara rağmen sürüyor ve kişinin hayatını belirgin biçimde etkiliyorsa ciddiye alınmalıdır.

Çünkü bazen insan, hayatını düzeltmek için yaptığını sandığı şeyle hayatını biraz daha zorlaştırır.

PEKİ, BUNLARIN DUYGULARIMIZLA NE İLGİSİ VAR?

Her bağımlılığın altında mutlaka yalnızlık, travma ya da mutsuzluk yattığını söylemek doğru olmaz. Bağımlılıkların biyolojik, psikolojik ve sosyal birçok nedeni olabilir.

Ancak bazı durumlarda ortak bir döngü görülür: İnsan rahatsız edici bir duygu yaşar, onu hafifleteceğini düşündüğü bir davranışa yönelir, kısa süreli rahatlar ve aynı sıkıntı yeniden ortaya çıktığında davranışı tekrarlar.

Kaygılandığında sigara içmek… Yalnız kaldığında eski sevgiliyi aramak… Kaybettiği paranın acısıyla yeniden bahis oynamak… Kendini yetersiz hissettiğinde alışverişe yönelmek…

Davranışlar farklıdır ama bazen aynı soruyla yüzleşmemize yardımcı olurlar:

Ben bunu gerçekten istediğim için mi yapıyorum, yoksa hissetmek istemediğim bir şeyden kaçmak için mi?

Bu soru, insanın kendisini suçlaması için değil, kendi davranışını anlaması için önemlidir. Çünkü ne yaşadığımızı anlamadan yalnızca kendimize kızmak, çoğu zaman çözüm bulmamızı kolaylaştırmaz.

TOPLUM OLARAK KİMİ YARGILIYOR, KİMİ ALKIŞLIYORUZ?

Alkol bağımlılığı yaşayan birini kolayca yargılayabiliyoruz. Kumar nedeniyle borçlanan birine kızıyoruz. Madde bağımlılığı yaşayan insanı dışlayabiliyoruz.

Ama kendisini tüketen bir ilişkiden ayrılamayan birine, “Çok seviyor demek ki,” diyoruz. Her saat başı telefonunu kontrol eden birini çağın gereğiyle açıklıyoruz. Dinlenmeye vakit ayırmayan, sağlığını ihmal ederek çalışan birini başarılı buluyoruz.

Aynı kontrol kaybını, birinde iradesizlik; diğerinde aşk, başarı ya da modern hayatın doğal sonucu olarak görebiliyoruz.

Bu çelişki üzerinde düşünmeye değer.

Bir insanın neden vazgeçemediğini anlamak, yaptığı her şeyi onaylamak değildir. Bağımlılığı yalnızca irade eksikliği olarak görmek de çözüm değildir. Kişinin yaşadığı sorunu fark etmesi, güvenilir insanlardan destek alması ve gerektiğinde profesyonel yardım araması önemlidir.

Yargılamak kolaydır. Asıl mesele, insanın içinde bulunduğu döngüden çıkabilmesi için neye ihtiyacı olduğunu görebilmektir.

ÇIKIŞ YOLU, KENDİNE DÜRÜST OLMAKLA BAŞLAR

Bağımlılıktan kurtulmak, bir sabah uyanıp her şeyi bir anda geride bırakmak kadar basit olmayabilir. Önce davranışın ne zaman tekrarlandığını fark etmek gerekir.

Hangi tartışmadan sonra eski sevgilini arıyorsun? Hangi duygudan sonra içkiye yöneliyorsun? Kaybettiğin parayı geri almak için neden yeniden risk alıyorsun? Telefonu kapattığında seni rahatsız eden ne?

Bu soruların yanıtları, kişinin kendi döngüsünü tanımasına yardımcı olabilir. Güvenilir birine açılmak, psikolojik destek almak ve gerektiğinde tıbbi tedaviye başvurmak da iyileşme sürecinin önemli parçalarıdır. Özellikle yoğun alkol veya bazı sakinleştirici ilaçların aniden bırakılması tehlikeli olabileceğinden tıbbi yardım gerekebilir.

Duygusal bağımlılık yaşayan biri için de sınırlar koymak, kendi yaşam alanını yeniden kurmak ve özdeğerini tek bir kişinin ilgisine bağlamamak üzerinde çalışmak mümkün olabilir.

Bazen süreç zor ilerler. Fakat yardım istemek, başarısızlığı kabul etmek değil, hayatını yeniden yönetebilmek için adım atmaktır.

Geçmişte bırakamamış olmak, gelecekte de bırakamayacağın anlamına gelmez.

SON SÖZ: KENDİNİ KAYBETTİĞİN YERDE NE ARIYORSUN?

Birini kaybetmemek için kendinden ne kadar vazgeçtin?

Bir alışkanlığı sürdürebilmek için sağlığından, zamanından ya da geleceğinden neler eksilttin?

Seni birkaç dakikalığına rahatlatan şey, hayatının geri kalanından ne götürüyor?

Belki de asıl mesele, hayatımızda neyin eksik olduğu değil; o eksikliği doldurmak uğruna kendimizden neleri feda ettiğimizdir.

Bir insanın sevgisi, bir maddenin verdiği geçici rahatlama, kaybedilen parayı geri kazanma umudu ya da başkalarının onayı…

Hiçbiri uğruna kendi hayatımızın seyircisine dönüşmek zorunda değiliz.

Bağımlılığın adı değişebilir. Kimi bir insana, kimi bir maddeye, kimi bir alışkanlığa tutunur. Ama bir gün kendimize şu soruyu sormak zorunda kalırız:

Beni hayata bağladığını sandığım şey, benden hayatımı mı alıyor?

Belki de en acı yüzleşme, birini ya da bir şeyi kaybetmek değildir. Onu kaybetmemek uğruna kendimizi ne kadar geride bıraktığımızı fark etmektir.

Ve insan bazen tam o anda, ilk kez kendisi için bir karar vermek zorunda kalır.

Çünkü insanın kendisine yabancılaşması bir günde olmaz. Bazen her gün biraz daha kendinden vazgeçer; ta ki bir gün aynaya baktığında, uğruna her şeyini verdiği hayatın içinde kendisine yer kalmadığını fark edene kadar.
Hadi kalın sağlıcakla!

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
Black Coffe & Tea
Deneme 1
X