Tuğba Tunalı
Tuğba Tunalı

Tuğba Tunalı Köşe Yazısı Tuğba Tunalı Köşe Yazısı: EKRAN DEĞİŞTİ, HİKÂYELER NEDEN DEĞİŞMEDİ?

27 Eylül 2026 13:45
Tuğba Tunalı Köşe Yazısı

 

Zengin kız, fakir oğlan… Bir konak, bir aşiret, birkaç aile sırrı, biraz ihanet, bolca gözyaşı…

Kumandayı elimize alıyoruz.

Başka kanal: Aynı hikâye.
Bir başka kanal: Başka oyuncularla yine aynı hikâye.

Sanki Türk televizyonlarında senaryolar değişiyor ama hikâyelerin ruhu emekli olmayı reddediyor.

Toplum değişiyor. Kadınların hayata bakışı değişiyor. Gençler dünyanın dört bir yanından içerik tüketiyor. Aile yapıları, ilişkiler, çalışma biçimleri, yaşam tarzları dönüşüyor.

Ama ekranda hâlâ güçlü ve otoriter erkek karar veriyor; kadın çoğu zaman o kararların sonuçlarıyla mücadele ediyor.

Peki neden?

Gerçekten izleyici bunu istediği için mi?

Yoksa izleyiciye yıllardır ağırlıklı olarak bu hikâyeler sunulduğu için mi?

“İZLEYİCİ BUNU İSTİYOR” KOLAYCILIĞI

Televizyon dünyasının en kullanışlı cümlelerinden biri:

“İzleyici bunu istiyor.”

Oysa izleyicinin önüne sürekli aile çatışması, yasak aşk, miras kavgası ve güç mücadelesi koyarsanız, sonra da bunların izlenmesini gerekçe gösterirseniz ortaya bir kısır döngü çıkar.

Üstelik televizyon yalnızca sanat değil, büyük bir ekonomi.

Prodüksiyon maliyetleri, reklam gelirleri ve reyting baskısı yapımcıları daha önce çalıştığı kanıtlanmış formüllere yöneltebilir.

Çünkü denenmiş hikâye ticari açıdan daha güvenlidir.

Fakat ticari güvenlik, yaratıcı cesaret anlamına gelmez.

Böylece konağın adı değişir, aşiretin soyadı değişir, oyuncular değişir; fakat çatışma aynı kalır.

⸻

DİJİTAL DÜNYA NEDEN EZBERİ BOZDU?

Dijital platformların en önemli farkı, izleyiciyi tek bir büyük kitle olarak görmek zorunda olmamaları.

Bir kişi bilim kurgu izlerken diğeri polisiye, bir başkası belgesel, genç bir izleyici ise bambaşka bir tür seçebiliyor.

Bu çeşitlilik, daha niş hikâyelerin de seyirci bulmasına imkân veriyor.

Televizyonun “Bunu kim izler?” sorusuna dijital dünyanın cevabı bazen çok basit:

“Binlerce kişi izler. Yeter ki onlara ulaş.”

Bu yüzden dijital yapımlarda farklı karakterler, farklı yaşamlar ve daha alışılmadık anlatılarla karşılaşabiliyoruz.

Fakat dijital dünyayı da özgürlüğün kusursuz adresi sanmayalım.

Televizyonun reytingi varsa dijitalin algoritması var.

Televizyon size “Bunu izle” der.

Algoritma ise:

“Sen bunu seviyorsun, sana bunun benzerini göstereyim.”

der.

Bir süre sonra özgürce seçim yaptığımızı düşünürken, aslında bize önerilen seçenekler arasından seçim yapıyor olabiliriz.

Kumanda elimizden çıktı; bu kez algoritma devreye girdi.

⸻

CİNSELLİK, LGBTİ+ KARAKTERLER VE “EMP0ZE” TARTIŞMASI

Dijital platformlar cinsellik, ilişkiler ve farklı cinsel yönelimler konusunda geleneksel televizyona göre daha görünür ve çeşitli anlatılar sunabiliyor.

Burada önemli ayrım şu:

Temsil etmek başka, dayatmak başka.

Bir dizide LGBTİ+ bir karakter bulunması, izleyicinin aynı yaşam biçimini benimsemesi gerektiği anlamına gelmez. Aynı şekilde heteroseksüel bir ilişkinin anlatılması da tek bir yaşam biçiminin zorunlu olduğu anlamına gelmez.

Ancak medyanın insanları hiç etkilemediğini söylemek de gerçekçi olmaz.

Tekrar tekrar gördüğümüz karakterler ve davranışlar, toplumdaki “normal” algımızı etkileyebilir.

Özellikle çocuklar ve ergenler söz konusu olduğunda yaş sınırlamaları ve ebeveyn rehberliği önemlidir.

Yetişkin izleyici açısından ise mesele biraz daha farklı:

Ekranda gördüğümüz her şeyi benimsemek zorunda değiliz; farklı olan her şeyi de tehdit olarak görmek zorunda değiliz.

Asıl ihtiyaç, izlediğini sorgulayabilmek.

⸻

EN BÜYÜK TEHLİKE EKRANDAKİ HAYATI GERÇEK SANMAK

Diziler gerçek hayatın kendisi değil, onun kurgulanmış hâlidir.

Ekranda ilişkiler daha hızlı başlar, karakterler daha güzeldir, evler daha büyüktür, hayat daha dramatiktir.

Gerçek hayatta ise aşkın faturaları, ilişkilerin sessizlikleri, ekonomik kaygılar ve sıradan günler vardır.

Bu nedenle özellikle genç izleyiciler için medya okuryazarlığı önem kazanıyor.

Çünkü mesele yalnızca “Ne izliyorum?” değil.

“İzlediğim şey bana gerçeklik hakkında ne düşündürüyor?”

sorusudur.

⸻

PEKİ HANGİ PLATFORM?

Bunun tek bir doğru cevabı yok.

En popüler olanı seçmek yerine kendi izleme alışkanlığımıza bakmak gerekiyor.

Film mi?

Dizi mi?

Belgesel mi?

Yerli yapım mı?

Yabancı yapım mı?

Çocuk içerikleri mi?

Ve en önemlisi:

Ödediğim ücret karşılığında gerçekten ne izliyorum?

Çünkü dijital platform seçmek artık yalnızca abonelik satın almak değil; kendi medya alışkanlığımızı yönetmek anlamına geliyor.

⸻

TELEVİZYON BİTECEK Mİ?

Muhtemelen hayır.

Ama eski televizyon anlayışı değişmek zorunda.

Çünkü izleyici artık yalnızca kendi ülkesinin hikâyelerini izlemiyor. Kore’den İspanya’ya, İngiltere’den İskandinav ülkelerine kadar dünyanın farklı anlatılarına ulaşabiliyor.

Ve sonra dönüp kendi ekranına bakıyor.

Belki de asıl soru burada başlıyor:

Toplum bu kadar değişmişken neden hikâyelerimiz hâlâ aynı yerde?

Belki izleyici değişmedi sanıyoruz.

Oysa değişen izleyici.

Değişmeyen ise ona anlatılan hikâyelerin önemli bir bölümü.

SON SÖZ

Televizyonun reytingi, dijitalin algoritması, reklamlar ve sosyal medya trendleri izleme tercihlerimizi etkiliyor. Ama son söz hâlâ izleyicide.

Bir diziyi seçebiliriz.

Yarıda bırakabiliriz.

Başka bir hikâyeye geçebiliriz.

Ve en önemlisi, bize sunulanı sorgulayabiliriz.

Çünkü mesele televizyonun mu dijitalin mi daha özgür olduğu değil.

Mesele, ekran karşısında ne kadar özgür düşünebildiğimiz.

Türkiye’nin ihtiyacı yeni konaklar, yeni aşiretler ve aynı aşk üçgeninin başka oyuncuları değil.

Değişen toplumu anlatmaya cesaret eden yeni hikâyeler.

Çünkü ekranlar çoğaldı.

Şimdi sıra, o ekranlara sığmayan hayatları anlatmakta.
Güzel bir pazar ve haftasonunu evde geçirenlere ufkunu açacak diziler serisi diliyorum.
Hadi kalın sağlıcakla!

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
Deneme 2
Uluslararası Milli Görüş Yardım Organizasyonu - İMG Türkiye
X