Tuğba Tunalı
Tuğba Tunalı

Tuğba Tunalı Köşe Yazısı: ÇOCUKLARA KAZANMAYI ÖĞRETİYORUZ DA KAYBEDERKEN İNSAN KALMAYI NEDEN ÖĞRETEMİYORUZ? Tuğba Tunalı Köşe Yazısı: ÇOCUKLARA KAZANMAYI ÖĞRETİYORUZ DA KAYBEDERKEN İNSAN KALMAYI NEDEN ÖĞRETEMİYORUZ?

14 Ekim 2026 23:07
Tuğba Tunalı Köşe Yazısı: ÇOCUKLARA KAZANMAYI ÖĞRETİYORUZ DA KAYBEDERKEN İNSAN KALMAYI NEDEN ÖĞRETEMİYORUZ?

 

Geçenlerde bir okul bahçesinde, yarışmayı ikinci bitiren bir çocuğun sessizce kenara çekildiğini gördüm. Birinciliği kazanan arkadaşı elini uzatınca başını çevirdi; çünkü ona göre kaybetmek yalnızca yarışı değil, değerini de kaybetmekti. O an düşündüm: Bir çocuğun kaç net yaptığıyla ilgilendiğimiz kadar, bir arkadaşının başarısını kutlayıp kutlayamadığıyla ilgileniyor muyuz?

Kaçıncı olduğunu soruyoruz da kaç kişinin kalbine dokunduğunu soruyor muyuz?

Karnesindeki notları ezberliyoruz da vicdanının hangi notta olduğunu merak ediyor muyuz?

İşte tam da burada bir şeyleri yanlış yapıyoruz!

Çünkü biz çocukları hayata hazırladığımızı sanırken, onları hayatın yalnızca bir yarıştan ibaret olduğuna inandırıyoruz. Önlerine hedefler koyuyor, başarıyı alkışlıyor, birinci olduklarında göğsümüzü kabartıyoruz. Peki ya ikinci olduklarında? Ya kaybettiklerinde? Ya hayalleri istedikleri gibi sonuçlanmadığında?

O zaman ne yapıyoruz?

Teselli etmek yerine sorguluyor, anlamak yerine kıyaslıyor, sarılmak yerine daha çok çalışmasını söylüyoruz.

Sanki bir çocuğun değeri, kazandığı madalyaların ağırlığıyla ölçülüyormuş gibi…

Biz çocuklara kazanmayı öğretirken, kaybetmenin insanın değerinden hiçbir şey eksiltmediğini öğretmeyi unutuyoruz.

Sonra büyüyor bu çocuklar…

Bir arkadaşının başarısını kendi başarısızlığı sayıyor. Bir başkasının yükselişini tehdit, farklı bir fikri hakaret kabul ediyor. Eleştirildiğinde öfkeleniyor, haksız çıktığında özür dilemek yerine kendine haklılık gerekçeleri arıyor.

Çünkü ona küçüklüğünden beri hep kazanması gerektiğini söyledik. Ama kazanamadığında nasıl davranacağını anlatmadık.

Kaybetmenin bir son değil, hayatın olağan bir parçası olduğunu söylemedik. Herkesin her zaman birinci olamayacağını, ama herkesin her koşulda dürüst kalabileceğini yeterince anlatmadık.

Ve şimdi etrafımızda kazanmak uğruna nezaketini kaybeden, yükselmek uğruna başkasını ezen, haklı çıkmak uğruna gerçeği eğip büken insanlar görüyoruz.

Elbette bütün bunların tek sorumlusu aileler değil. Okul, çevre, medya ve başarıyı yalnızca sonuç üzerinden değerlendiren toplumsal anlayış da bu tablonun bir parçası. Fakat insanın ilk aynası ailesidir. Çocuk, çoğu zaman söylediğimiz sözlerden önce yaptığımız davranışları öğrenir.

Evde başkasını küçümseyen bir yetişkin, çocuğuna saygıyı nasıl öğretebilir?

Trafikte kuralları çiğneyip başkalarından adalet bekleyen bir ebeveyn, çocuğuna hakkaniyeti nasıl anlatabilir?

Bir başkasının başarısını kıskanıp arkasından konuşan bir anne ya da baba, çocuğundan nasıl gönülden tebrik etmesini bekleyebilir?

Çocuklar nasihatlerimizi değil, çelişkilerimizi de miras alıyor.

Üstelik mesele yalnızca çocuk yetiştirmek de değil. Biz yetişkinler, kaybettiğimizde nasıl davranıyoruz? Bir tartışmada yanıldığımızı kabul edebiliyor muyuz? Hata yaptığımızda özür dileyebiliyor muyuz? Bir başkasının bizden daha başarılı olduğunu gördüğümüzde onun sevincine ortak olabiliyor muyuz?

Yoksa kendi egomuzu korumak için karşı tarafın başarısını küçültmenin bir yolunu mu arıyoruz?

Belki de çocuklara anlatmamız gereken en önemli ders, önce bizim öğrenmemiz gereken derstir.

Çünkü kaybetmek bir sonuçtur; kaybederken karşımızdakinin onurunu çiğnemek ise bir tercihtir.

Bir yarışta ikinci olmak insanı eksiltmez. Bir sınavda başarısız olmak, bir iş görüşmesinden olumsuz yanıt almak, bir hayalin peşinden koşup istediğine ulaşamamak insanın değerini belirlemez.

Ama başarısız olduğu için arkadaşını aşağılayan, kazanamadığı için hileye başvuran, yenildiği için öfkesini başkasından çıkaran insanın durup kendine bakması gerekir.

Çünkü hayat, her zaman istediğimizi elde edeceğimiz bir yer değil. Bazen çok emek veririz, yine de olmaz. Bazen haklıyızdır, kendimizi anlatamayız. Bazen iyi niyetle çıktığımız bir yolda kaybederiz. Bazen de bizden daha iyisi kazanır.

İnsan olmanın sınavı, tam da böyle zamanlarda başlar.

Karşımızdakini yenmek için hangi sınırları aşabileceğimizde değil, yenildiğimizde hangi sınırları koruyabildiğimizde…

Ben çocukların yalnızca başarılı olmasını istemiyorum. Başarılı olamadıklarında da kendilerini değersiz hissetmemelerini istiyorum. Birincilik kürsüsüne çıktıklarında kibirlenmemelerini, kürsünün dışında kaldıklarında da başlarını öne eğmek zorunda hissetmemelerini istiyorum.

Arkadaşının elini sıkabilen, kendi hatasını kabul edebilen, haksızlığa uğradığında hakkını savunurken başkasının hakkını çiğnemeyen insanlar olarak yetişmelerini istiyorum.

Çünkü bu dünyanın daha fazla birinciye değil, kazandığında da kaybettiğinde de insan kalabilen insanlara ihtiyacı var.

Eğitim yalnızca meslek sahibi olmak için değildir. Başarı, yalnızca daha iyi bir hayat kurmak için de değildir. Bilginin yanında vicdanı, yeteneğin yanında merhameti, özgüvenin yanında tevazuyu da büyütemiyorsak bir yerlerde eksik kalıyoruz.

Çocuklarımızın geleceğini düşünürken onlara nasıl bir dünya bırakacağımızı konuşuyoruz. Peki, o dünyada birbirlerine nasıl davranacaklarını öğretiyor muyuz?

Belki de çocuklarımıza bırakabileceğimiz en büyük miras, onları herkesten üstün kılmak değil; kimsenin kendilerinden aşağı olmadığını öğretebilmektir.

Ve şimdi kendimize şu soruyu sormanın zamanı:

Biz çocuklarımızı hayata mı hazırlıyoruz, yoksa onları hayat boyu kazanmak zorunda hissedecekleri bir yarışa mı mahkûm ediyoruz?

Çünkü bir gün bütün yarışlar bitecek. Madalyalar eskiyecek, diplomalar çekmecelere kalkacak, alkışlar susacak.

Geriye yalnızca nasıl bir insan olduğumuz kalacak.

Çocuklarımıza bırakacağımız en değerli derece, insan kalma derecesidir.

Aile büyüklerimden anneannemin bir sözü vardır “tohumu güzel seçeceksin fakat , güzel bakmazsan büyümez ,çürür gider! “der…
Hadi kalın sağlıcakla!

YORUMLAR
  • Toplam 1 yorum
Hasan Gümüş 20:20 - 15 Ekim 2026

Tüm öğretmenlerimizin veliler ımızın okuması gereken pedagojik bir yazı olmuş. Teşekkürler varolasınız

0 Beğenmedim

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
Deneme 2
Deneme 1
X