Tuğba Tunalı
Tuğba Tunalı

Tuğba Tunalı Köşe Yazısı Tuğba Tunalı Köşe Yazısı: BU TOPLUMUN EN BÜYÜK SORUNU: HERKESİN KENDİNİ İSTİSNA SANMASI!

16 Ekim 2026 17:44
Tuğba Tunalı Köşe Yazısı

 

Kırmızı ışıkta geçerken kendimize “Acele ediyorum” diye fısıldıyor, başkası aynı şeyi yaptığında ise onun için hemen “sorumsuz” hükmünü veriyoruz.

Sırada beklemek istemeyiz, ama başkasının önümüze geçmesine tahammül edemeyiz.

Vergi vermekten kaçınmanın yolunu ararız, ama ülkenin ekonomik sorunlarından şikâyet ederiz.

Bir başkasının hatasını gördüğümüzde adalet isteriz, kendi hatamız ortaya çıktığında ise mutlaka bir mazeret buluruz.

Peki, hiç düşündük mü?

Biz ne ara kendimize tanıdığımız ayrıcalıkları, başkalarına çok görmeye başladık?

Galiba toplum olarak en büyük yanılgımız, kuralların herkes için olduğunu kabul edip kendimizi o herkesin dışında tutmamız.

Sanki hayatın bizim için ayrı bir yönetmeliği var!

Başkası yapınca saygısızlık, biz yapınca dalgınlık…

Başkası hata yapınca ahlaksızlık, biz yapınca insani bir zayıflık…

Başkası hakkını arayınca huzursuzluk çıkarıyor, biz arayınca hakkımızı savunuyoruz.

Başkası yükselince torpilli, biz yükselince hak etmiş oluyoruz.

Ne tuhaf değil mi?

Aynı davranış, yapan kişiye göre değişiyor. Doğru da değişiyor, yanlış da… Hatta vicdanımız bile kimin karşısında durduğumuza göre şekil değiştiriyor.

Oysa ahlak, yalnızca başkalarının davranışlarını değerlendirmek için kullandığımız bir ölçü değildir. Asıl mesele, o ölçüyü kendimize de uygulayabilmektir.

Herkesin kendine bir mazeret bulduğu yerde, kimse kendi hatasıyla yüzleşmek zorunda kalmıyor.

Bir düşünün…

Park yeri bulamadığımızda kaldırımı işgal ediyoruz. Sonra bebek arabasıyla yola inmek zorunda kalan bir anneyi görmüyoruz. Görsek bile belki birkaç saniye söylenip geçiyoruz.

Çünkü bizim işimiz acele.

Bizim işimiz önemli.

Bizim zamanımız kıymetli.

Peki, ya başkasının zamanı? Ya başkasının hakkı? Ya başkasının güvenliği?

İşte tam burada başlıyor mesele.

Kendimizi merkeze koyduğumuzda dünyanın geri kalanını figüran sanıyoruz. Herkesin bizim ihtiyaçlarımıza göre hareket etmesini bekliyor, kendi davranışlarımızın başkalarının hayatında nasıl bir karşılık bulduğunu düşünmüyoruz.

Bir toplumun düzenini bozan şey yalnızca büyük suçlar değildir. Bazen herkesin kendisi için küçücük bir ayrıcalık istemesi, ortak yaşamın bütün dengesini bozar.

Çünkü herkes sırayı kendisi için bozarsa ortada sıra kalmaz.

Herkes kuralları kendisi için esnetirse ortada kural kalmaz.

Herkes kendi çıkarını adaletin önüne koyarsa ortada adalet kalmaz.

Sonra dönüp sorarız: Bu toplum neden böyle?

Belki de önce şu soruyu sormalıyız: Bu toplumun böyle olmasında benim payım ne?

İşte bu soruyu sormaktan pek hoşlanmıyoruz.

Çünkü başkasını eleştirmek kolaydır. Kendine ayna tutmaksa cesaret ister.

Komşunun yanlışını görürüz, kendi kapımızın önündeki kusuru görmeyiz. Başkasının çocuğunun davranışını yargılarız, kendi çocuğumuza tanıdığımız ayrıcalıkları sorgulamayız. İnsanların liyakatsizliğinden yakınırız, işimize geldiğinde tanıdıklarımızdan yardım istemeyi doğal karşılarız.

Hepimiz adil bir düzen istiyoruz.

Ama bazen o düzenin bizim aleyhimize işlemesine razı olamıyoruz.

İşte asıl çelişki burada!

Adalet, yalnızca bizim lehimize sonuçlandığında sevdiğimiz bir kavram değildir. Gerçek adalet, haklı olduğumuzda da haksız olduğumuzda da aynı ölçüyü kabul edebilmektir.

Fakat biz çoğu zaman adalet istemiyoruz; kendi lehimize işleyen bir düzen istiyoruz.

Bunu söylerken kimseyi işaret edip kendimizi temize çıkarmayalım. Çünkü mesele yalnızca başkalarının yaptığı yanlışlar değil. Bazen o yanlışların küçük bir parçasını biz de taşıyoruz.

Belki bir gün haksız yere öne geçtik.

Belki bize ait olmayan bir kolaylığı sorgulamadan kabul ettik.

Belki bir başkasının hakkı yenirken sesimizi çıkarmadık; çünkü o haksızlık bize dokunmuyordu.

Ve belki de en kötüsü, bütün bunları yaparken kendimizi hâlâ iyi insan olarak görmeye devam ettik.

İnsan kendini kandırmayı öğrendiğinde, yaptığı yanlışları bile doğru gösterecek bir hikâye bulabiliyor.

Ama bir davranışın gerekçesini açıklayabilmek, onu haklı kılmaz.

Acele ediyor olmamız başkasının hakkını çiğnemeyi meşru hâle getirmez. Zor durumda olmamız her kuralı ihlal etme hakkı vermez. İyi niyetli olduğumuzu düşünmemiz, verdiğimiz zararı ortadan kaldırmaz.

İyi insan olmak, yalnızca kötülük yapmamak değildir; kendi çıkarımız uğruna başkasının hakkını görmezden gelmemektir.

Belki de bu yüzden en çok ihtiyaç duyduğumuz şey yeni kurallar değil, mevcut kurallara kendimiz için de uymayı öğrenmektir.

Daha fazla nutuk değil, daha fazla tutarlılık…

Daha fazla ahlak dersi değil, daha fazla öz eleştiri…

Daha fazla başkasını suçlamak değil, biraz daha kendimize bakmak…

Çünkü toplum dediğimiz şey, uzaktan izlediğimiz kalabalığın adı değildir. O kalabalığın içindeki davranışlarımızın toplamıdır.

Birinin hakkını gözettiğimizde de toplumuz, haksızlığa sessiz kaldığımızda da…

Sıraya uyduğumuzda da toplumuz, kendimize ayrıcalık tanıdığımızda da…

Bir yanlışı kabul ettiğimizde de toplumuz, onu örtbas etmek için mazeret ürettiğimizde de…

Ve hiçbirimiz bu tablonun bütünüyle dışında değiliz.

Belki de artık birbirimize sürekli neyi yanlış yaptığımızı anlatmaktan vazgeçip kendimize şu soruyu sormanın zamanı geldi:

Ben, herkesin uymasını istediğim kurallara kendim ne kadar uyuyorum?

Çünkü toplum, başkalarından beklediğimiz kurallarla değil, kendimize uyguladığımız ölçüyle değişir.

Kendimizi istisna saymayı bıraktığımız gün, adalet gerçekten başlayacak.

Hadi kalın sağlıcakla! ‎

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
Deneme 2
Uluslararası Milli Görüş Yardım Organizasyonu - İMG Türkiye
X