Tuğba Tunalı
Tuğba Tunalı

Tuğba Tunalı Köşe Yazısı: BEDENİMİZ BİZİM, AMA TARZIMIZ KİMİN? Tuğba Tunalı Köşe Yazısı: BEDENİMİZ BİZİM, AMA TARZIMIZ KİMİN?

04 Ekim 2026 11:48
Tuğba Tunalı Köşe Yazısı: BEDENİMİZ BİZİM, AMA TARZIMIZ KİMİN?

 

Bir insanın kıyafetine bakıp onun hakkında kaç saniyede karar veriyoruz?

Şık mı? Abartılı mı? Cesur mu? Özensiz mi? Modern mi? “Yerine göre” mi?

Peki hiç düşündük mü; bütün bu ölçüleri bize kim öğretti?

Moda artık yalnızca ne giydiğimizle ilgili değil. Nasıl görünmemiz gerektiğini, hangi bedenin güzel kabul edildiğini, hangi yaşta neyin “yakışacağını”, hatta bazen nasıl bir hayat yaşamamız gerektiğini bile fısıldıyor.

Bir zamanlar modayı takip ederdik.

Şimdi moda bizi takip ediyor.

Telefonun ekranından evimize, işimize, ilişkilerimize, hatta aynanın karşısındaki özgüvenimize kadar giriyor.

Ve insanın aklına ister istemez şu soru geliyor:

Bedenimiz bizimse, tarzımız neden bu kadar başkasına ait?

⸻

MODA SADECE KIYAFET DEĞİLDİ

Moda tarihine baktığımızda kıyafetin hiçbir zaman yalnızca bedeni örtmek olmadığını görüyoruz.

Kıyafet; sınıfı, ekonomik gücü, mesleği, toplumsal konumu ve dönemin kültürünü yansıttı.

Sanayi Devrimi hazır giyimi yaygınlaştırdı. 20. yüzyıldaki toplumsal değişimler kadın ve erkek giyimindeki sınırları dönüştürdü.

1950’lerin zarafeti, 1960’ların özgürlük arayışı, 1970’lerin bohem ruhu, 1980’lerin gösterişi, 1990’ların sadeliği…

Her dönem kendi ruhunu kıyafetlere bıraktı.

Bugün ise moda hiç olmadığı kadar hızlı.

Dün “cesur” bulunan bir kıyafet bugün sıradanlaşabiliyor. Dün herkesin peşinden koştuğu bir trend, birkaç ay sonra dolabın en kullanılmayan parçasına dönüşebiliyor.

Çünkü moda artık sadece değişmiyor; tüketiliyor.

⸻

PODYUMDAN SOKAĞA İNEN SAHNE

Bugün üzerinde düşünmemiz gereken konulardan biri de sahne ile günlük yaşam arasındaki sınırın giderek belirsizleşmesi.

Sahne kostümü elbette farklıdır.

Işık vardır, kamera vardır, performans vardır. Sanatçı bazen kıyafetiyle bir karakter yaratır.

Fakat sahne estetiği artık günlük yaşamın da bir parçası.

Açık dekolteler, transparan parçalar, çok kısa kıyafetler ve gösterişli sahne detayları yalnızca sahnede değil; sokakta, davetlerde, hatta kimi zaman profesyonel ortamlarda bile karşımıza çıkıyor.

Burada mesele “açık giyinmek doğru mu, yanlış mı?” sorusuna sıkışmamalı.

Çünkü insanın ne giyeceğine başkalarının karar vermesi de doğru değil.

Asıl soru şu:

Her kıyafet her ortamda aynı anlamı taşır mı?

Plajda doğal olan bir kıyafet iş görüşmesinde aynı mesajı vermez.

Sahne için tasarlanmış bir kostüm günlük yaşamda farklı algılanabilir.

Dolayısıyla özgürlükle birlikte yerini, zamanını ve bağlamını okuyabilmek de önemlidir.

⸻

MODAYA MI UYMALIYIZ, KENDİMİZE Mİ?

Moda bize sürekli “Bu sezon bunu giy” diyor.

Peki ya biz aynaya bakıp ne diyoruz?

Her trend herkese yakışmaz.

Çünkü insanın bedeni, yaşı, yaşam biçimi, mesleği ve karakteri farklıdır.

Bir başkasında harika duran bir kıyafet sizde aynı etkiyi yaratmayabilir.

Bu yüzden şık olmak ile modaya uymak aynı şey değildir.

Bazen sezonun en popüler parçası sizi sıradanlaştırır.

Bazen sade bir gömlek, iyi kesilmiş bir pantolon ve doğru bir ayakkabı sizi çok daha güçlü gösterir.

Kendini tanımak, modayı takip etmekten daha değerli bir stil bilgisi olabilir.

Ama burada da başka bir tuzağa düşmemek gerekiyor.

“Vücudun buna uygun değil.”

“Bu yaştan sonra bunu giyme.”

“Kiloluysan bunu giyemezsin.”

“Artık bu yaşta böyle görünmemelisin.”

Bunlar moda tavsiyesi olmaktan çıkıp beden ve yaş denetimine dönüşüyor.

İnsan istediğini giyebilir.

Ancak kendi bedenini tanımakla özgürlüğünü kullanmak birbirine zıt şeyler değildir.

⸻

ESKİLER DAHA MI ŞIKTI, YENİLER DAHA MI ÖZGÜR?

Bu soruya kolay bir cevap vermek mümkün değil.

Geçmişte kıyafet kuralları daha belirgindi. Bunun içinde zarafet olduğu kadar toplumsal baskı da vardı.

Bugünün gençleri çok daha geniş bir seçenek dünyasına sahip.

Farklı kültürleri, stilleri ve yaşam biçimlerini aynı anda görebiliyorlar.

Fakat özgürlüğün yanında başka bir baskı geldi:

Tüketim baskısı.

Yeni trend.

Yeni marka.

Yeni kombin.

Yeni çanta.

Yeni ayakkabı.

Yeni beden algısı…

Sosyal medya yalnızca ne giydiğimizi göstermiyor; nasıl görünmemiz gerektiğini de sürekli hatırlatıyor.

Belki de bugünün gençlerinin asıl sınavı, özgürlük ile gösteriş arasındaki çizgiyi bulabilmek.

⸻

GÜZEL GİYİNMEK BİR SANAT MI?

Bence evet.

Ama sanatın fiyat etiketi yok.

Renkleri doğru kullanmak, kıyafetin oranını bilmek, aksesuarı yerinde kullanmak, bulunduğun ortama göre seçim yapmak ve en önemlisi giydiğini taşıyabilmek…

Bunların hepsi bir estetik anlayış gerektiriyor.

Pahalı giyinmek başka, iyi giyinmek başka.

Bazen binlerce liralık bir kıyafet insanı etkileyemez.

Bazen sade bir elbise, doğru saç, doğru ayakkabı ve kendinden emin bir duruş bütün görüntüyü değiştirir.

Çünkü kıyafeti değerli yapan yalnızca kumaşı değildir.

Onu taşıyan insandır.

⸻

“KIYAFETİNLE AĞIRLANIR, KARAKTERİNLE UĞURLANIRSIN.”

Bu sözün asıl ağırlığı burada.

Kıyafet ilk izlenimi yaratabilir.

Ama insanı tanıdıkça kıyafet geri çekilir, karakter öne çıkar.

Marka giyebilirsiniz.

Çok bakımlı olabilirsiniz.

Muhteşem görünebilirsiniz.

Ama karşınızdaki insana nasıl davrandığınız, bütün o görüntünün önüne geçer.

Garsona nasıl konuşuyorsunuz?

Kendinizden daha az imkâna sahip birine nasıl davranıyorsunuz?

Hata yaptığınızda özür dileyebiliyor musunuz?

Size hiçbir faydası olmayan insanlara karşı da aynı nezaketi gösterebiliyor musunuz?

Çünkü karakter, insanların sizi alkışladığı yerde değil; kimsenin sizi izlemediği yerde ortaya çıkar.

⸻

PEKİ, TARZIMIZ KİMİN?

Belki de bugün kendimize sormamız gereken soru bu.

Moda bize sürekli yeni bir şey satıyor.

Ama her satın aldığımız şey gerçekten bizim seçimimiz mi?

Bir kıyafeti gerçekten sevdiğimiz için mi alıyoruz?

Yoksa herkes giydiği için mi?

Bir bedene ulaşmak istediğimiz için mi zayıflıyoruz?

Yoksa sosyal medyanın bize öğrettiği beden “ideal” olduğu için mi?

Bir yaşa geldiğimiz için bazı kıyafetlerden vazgeçiyoruz?

Yoksa gerçekten istemediğimiz için mi?

İşte insanın kendi tarzını bulması biraz da burada başlıyor.

Başkalarının ne diyeceğini susturup kendi sesini duyabilmekte.

Çünkü moda değişecek.

Trendler bitecek.

Kıyafetler eskyecek.

Bedenimiz değişecek.

Ama insanın kendisiyle kurduğu ilişki bütün bunlardan daha uzun ömürlü.

Bu yüzden mesele dekolte değil.

Mini etek değil.

Takım elbise değil.

Spor ayakkabı değil.

Mesele, kendimizi ne kadar tanıdığımız.

Çünkü gerçek şıklık belki de herkesin baktığı yerde farklı görünmek değil;

kimsenin bakmadığı yerde bile kendin olabilmek.

Dolabın başında ne giyeceğini düşünen herkese selam olsun . :)
Bugünlük benden bu kadar.
Hadi kalın sağlıcakla!

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
Black Coffe & Tea
Uluslararası Milli Görüş Yardım Organizasyonu - İMG Türkiye
X