Tuğba Tunalı Köşe Yazısı Tuğba Tunalı Köşe Yazısı: AŞKIN YAŞI OLUR MU?
Bir erkeğin kendisinden yirmi yaş küçük bir kadınla birlikte olması hâlâ toplumun büyük bölümünde “normal” karşılanıyor.
Hatta bazen adam övülüyor.
“Adam genç kızla evlenmiş.”
“Demek ki hâlâ yakışıklı.”
“Parası var tabii…”
“Yaşına göre iyi iş çıkarmış.”
Ama aynı hikâyeyi tersine çevirelim.
Kadın elli yaşında, erkek otuz.
Bir anda fısıltılar başlıyor:
“Kadın çocuğu yaşında biriyle nasıl birlikte olur?”
“Kesin parası vardır.”
“Kadın kendini genç göstermeye çalışıyor.”
“Erkek neden yaşıtını bulamamış?”
Ve daha da acısı…
Kadın bir erkekten yaşça büyük olduğunda, çoğu zaman aşkından önce yaşı konuşuluyor.
İşte tam burada sormamız gereken bir soru var:
Biz aşkı mı sorguluyoruz, yoksa kadının toplumdaki yerini mi?
Çünkü erkek büyüdüğünde “olgun” oluyor.
Kadın büyüdüğünde “yaşlanmış” oluyor.
Erkek genç kadınla birlikte olduğunda “adamın zevki” deniyor.
Kadın genç erkekle birlikte olduğunda “kriz yaşıyor” deniyor.
Demek ki mesele yaş değil.
Mesele, kadının kendi hayatı üzerindeki tercih hakkına toplumun hâlâ tam olarak razı olmaması.
⸻
Peki yaş farkı gerçekten önemsiz mi?
Hayır.
Ama tek başına belirleyici de değil.
Çünkü bir ilişkide iki insanın doğum tarihleri değil, hayata bakışları birlikte yaşlanıyor.
Aralarında on yaş bulunan iki insan birbirine ruhen çok yakın olabilir.
Aralarında aynı yaş bulunan iki insan ise birbirine dünyalar kadar uzak olabilir.
Birinin yaşı büyük olabilir ama ruhu çocuk kalmıştır.
Diğerinin yaşı küçük olabilir ama hayata karşı yıllarca yaşlanmış kadar yorulmuştur.
O yüzden aşkın nüfus cüzdanına bakarak karar vermek kolaydır.
Zor olan, iki insanın birbirine neden iyi geldiğini anlayabilmektir.
⸻
Fakat burada görmezden gelemeyeceğimiz başka bir gerçek daha var.
Özellikle genç kadınların kendilerinden çok daha büyük erkeklerle kurduğu ilişkilerde herkes “aşk” demeye hazır.
Peki gerçekten her zaman aşk mı?
Elbette değil.
Bazen aşk.
Bazen güven arayışı.
Bazen baba figürüne duyulan ihtiyaç.
Bazen ekonomik güvence.
Bazen statü.
Bazen hayatın getirdiği imkânlara duyulan hayranlık.
Bazen de gerçekten iki insanın birbirini bulması…
Bunların hepsini aynı kefeye koymak haksızlık olur.
Çünkü bir genç kadın kendisinden büyük bir erkeği sevdiğinde, bunu otomatik olarak “parası için birlikte” diye açıklamak ne kadar sığsa; her böyle ilişkiyi romantik bir aşk masalı ilan etmek de o kadar saflıktır.
İlişkinin gerçeğini yaş farkı değil, ilişkinin içindeki niyetler gösterir.
Kadın seviliyor mu?
Saygı görüyor mu?
Kendi kararlarını verebiliyor mu?
Ekonomik olarak bağımsız olsa bile o erkeği seçer miydi?
Erkek, kadını gençliği nedeniyle mi istiyor?
Kadın, erkeği yalnızca sunduğu hayat nedeniyle mi istiyor?
Yoksa bütün bunların ötesinde gerçekten birbirlerinin yanında kendileri olabiliyorlar mı?
Asıl soru budur.
⸻
Aynı soruyu genç erkekler için de sormamız gerekiyor.
Kendisinden yaşça büyük bir kadını tercih eden erkek neden hemen “parası vardır” ya da “annesine benziyor” gibi küçümseyici yorumların hedefi oluyor?
Belki o kadın ona güven veriyordur.
Belki olgunluğu hoşuna gidiyordur.
Belki onun yanında kendisini daha iyi hissediyordur.
Belki gerçekten âşıktır.
Belki de ekonomik bir beklentisi vardır.
Bunu yalnızca kadının yaşına bakarak nereden bilebiliriz?
Bilmiyoruz.
Ama toplum olarak bilmediğimiz şeyler hakkında hüküm vermeyi çok seviyoruz.
⸻
Asıl değişen şey belki de aşkın kendisi değil.
İnsanların ilişkiden beklentileri değişiyor.
Eskiden birçok insan “uygun eş” arıyordu.
Ailesi uygun bulacak mı?
Komşular ne diyecek?
Yaşı uygun mu?
Mesleği uygun mu?
Ailesi kim?
Geliri ne?
Bugün ise giderek daha fazla insan başka bir soru soruyor:
“Ben bu insanın yanında kendim olabiliyor muyum?”
Bu çok önemli bir değişim.
Çünkü evlilik ve birliktelik artık yalnızca ekonomik bir ortaklık ya da toplumsal statü meselesi olmaktan çıkıyor.
İnsanlar anlaşılmak, görülmek, arzulanmak, dinlenmek ve ruhen beslenmek istiyor.
Bu yüzden yaş farkları görünür hâle geliyor.
Çünkü insanlar artık “herkesin uygun gördüğü” kişiyi değil, kendisinin iyi hissettiği kişiyi seçmeye daha fazla cesaret ediyor.
⸻
Ama burada da romantizmin arkasına saklanıp gerçekleri görmezden gelmemeliyiz.
Yaş farkı büyüdükçe bazı ilişkilerde güç dengesi değişebilir.
Hayat tecrübesi…
Ekonomik güç…
Sosyal çevre…
Karar verme üstünlüğü…
Bunların hepsi ilişkinin kaderini etkileyebilir.
Özellikle çok genç bir insanla çok daha ileri yaştaki bir insan arasındaki ilişkide “aşk var” demek, bütün soruları ortadan kaldırmaz.
Çünkü aşkın olduğu yerde bile manipülasyon olabilir.
Aşkın olduğu yerde bile bağımlılık olabilir.
Aşkın olduğu yerde bile eşitsizlik olabilir.
Bu nedenle mesele “yaş farkı var mı?” sorusundan çok,
“Bu ilişkide iki insan gerçekten eşit mi?”
sorusuna dayanıyor.
⸻
Ve şimdi toplum olarak aynaya bakmamız gerekiyor.
Erkeğin yaşını büyütüp kadının yaşını küçültmeyi normalleştiren zihniyet artık eskisi kadar güçlü değil.
Çünkü kadın da artık kendi arzusunu, kendi hayatını, kendi seçimlerini konuşuyor.
Bir kadın kendisinden küçük bir erkekle birlikte olduğunda onu aşağılamak yerine şunu sorabilmeliyiz:
“Bu iki insan birbirine iyi geliyor mu?”
Bir erkek kendisinden büyük bir kadınla birlikte olduğunda da aynı soruyu sormalıyız.
Ama genç bir kadın kendisinden büyük bir erkekle birlikte olduğunda da romantik bir hikâyeye hemen alkış tutmamalıyız.
Çünkü özgür seçim kadar, özgür seçimin arkasındaki gerçek niyeti sorgulamak da önemlidir.
⸻
Belki de artık ilişkileri yaş cetveliyle ölçmeyi bırakmalıyız.
Çünkü bazı insanlar yirmi beş yaşında birbirinden çoktan vazgeçmiştir.
Bazıları elli yaşında ilk kez gerçek aşkı bulmuştur.
Bazıları aynı yaşta olup birbirine yabancıdır.
Bazıları arasında yirmi yıl vardır ama aynı cümlede buluşurlar.
Aşk bazen yaş farkını unutturur.
Ama saygısızlık, çıkar ve güç savaşı varsa, aynı yaştaki iki insanın arasında bile uçurumlar oluşur.
Sonuçta mesele kaç yaşında olduğumuz değil.
Kimin yanında kendimiz olabildiğimizdir.
Ve belki aşkın en büyük sınavı da budur:
Seni seven insan, yaşını değil ruhunu görebiliyor mu?
Sen de onu gerçekten seviyor musun?
Yoksa onun sana sunduğu hayatı mı?
Çünkü insan bazen bir kişiye değil, o kişinin temsil ettiği hayata âşık olur.
Bazen de herkesin “olmaz” dediği yerde, iki insan birbirini gerçekten bulur.
Toplumun görevi onların yerine karar vermek değildir.
Ama bizim de görevimiz her yaş farkını “aşk” diye kutsamak değildir.
Aşkı özgür bırakalım.
Ama aklımızı da kapının dışında bırakmayalım.
Çünkü aşkın yaşı olmayabilir…
Fakat ilişkilerin sorumluluğu, sınırları ve bedelleri vardır.
Ve belki de bugün sormamız gereken en cesur soru şudur:
“Sen onun yaşını mı seviyorsun, onun sana hissettirdiği hayatı mı?”
İşte cevabı, çoğu ilişkinin bütün sırrını ortaya çıkaracak kadar güçlü bir soru.
Önce kalplerin birleştiği sonra beklentilerin aynı rotada olduğu ömürlük sevdalar diliyorum…
Hadi kalın sağlıcakla!
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Tuğba Tunalı Köşe Yazısı: ESARETİN ADI HİÇ DEĞİŞMİYOR, BAĞIMLILIKLAR ! 28 Ekim 2026 Çarşamba
- Tuğba Tunalı Köşe Yazısı: BİZİ EN ÇOK YABANCILAR DEĞİL, YAKINLARIMIZ YORUYOR! 27 Ekim 2026 Salı
- Tuğba Tunalı Köşe Yazısı: İYİLİK BİLE REKLAM MALZEMESİ OLDU! 22 Ekim 2026 Perşembe
- Tuğba Tunalı Köşe Yazısı: KALABALIKLAR ÇOĞALDI, İNSANLIK EKSİLDİ! 20 Ekim 2026 Salı
- Tuğba Tunalı Köşe Yazısı: BU TOPLUMUN EN BÜYÜK SORUNU: HERKESİN KENDİNİ İSTİSNA SANMASI! 16 Ekim 2026 Cuma
- Tuğba Tunalı Köşe Yazısı: ÇOCUKLARA KAZANMAYI ÖĞRETİYORUZ DA KAYBEDERKEN İNSAN KALMAYI NEDEN ÖĞRETEMİYORUZ? 14 Ekim 2026 Çarşamba
- Tuğba Tunalı Köşe Yazısı: SÖZ VERMEK KOLAY, SÖZÜNÜN ARDINDA DURMAK MESELE 12 Ekim 2026 Pazartesi
- Tuğba Tunalı Köşe Yazısı: OĞLUNU KENDİNE DEĞİL, HAYATA BAĞLA ANNE! 11 Ekim 2026 Pazar
- SEN GÜÇLÜSÜN DEDİLER, SIRTINA BÜTÜN HAYATI YÜKLEDİLER 10 Ekim 2026 Cumartesi
- Tuğba Tunalı Köşe Yazısı: ÇOK GEZEN Mİ BİLİR, ÇOK OKUYAN MI? 08 Ekim 2026 Perşembe