Av. Serra Taşköprü Köşe Yazısı Av. Serra Taşköprü Köşe Yazısı: RUHUMUZUN DA MESAİSİ VAR
Bugün 10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü.
Bir günlüğüne ruhumuzu hatırlıyoruz.
Ne ilginç değil mi?
Bedenimiz ağrıdığında doktora gidiyoruz. Ateşimizi ölçüyoruz, tansiyonumuzu kontrol ediyoruz, kan değerlerimizi takip ediyoruz.
Peki ruhumuz?
Onu genellikle ancak bağırmaya başladığında duyuyoruz.
Uykusuzlukla…
Kaygıyla…
Öfkeyle…
Tükenmişlikle…
İçimizden hiçbir şey yapmak gelmediğinde…
Sonra kendimize kızıyoruz:
“Ben neden böyle oldum?”
Belki de asıl soru şudur:
Bu hâle gelene kadar kendimizi neden hiç dinlemedik?
Çünkü bize güçlü olmak öğretildi.
Dayanmak öğretildi.
Düşsek bile hemen ayağa kalkmak, üzülsek bile belli etmemek, yorulsak bile devam etmek öğretildi.
“Takma kafana” denildi.
“Geçer” denildi.
“Millet neler yaşıyor” denildi.
Sanki acının bir sıralaması varmış gibi.
Sanki insan, ancak dünyadaki en büyük acıyı yaşıyorsa üzülmeye hak kazanıyormuş gibi.
Oysa insan ruhu karşılaştırmalı acı yarışması değildir.
Bir başkasının daha büyük bir derdi olması sizin canınızın yanmadığı anlamına gelmez.
Üstelik ruh sağlığı yalnızca psikiyatrik tanısı bulunan insanların meselesi değildir.
Hepimizin meselesidir.
Sürekli yetişmeye çalışanların…
Geçim derdi yaşayanların…
Yalnız hissedenlerin…
Kaybettiklerinin yasını tutanların…
Bir ilişkinin içinde tükenenlerin…
İşyerinde her gün biraz daha yorulanların…
Geleceği düşünmekten bugünü yaşayamayanların…
Her sabah gülümseyip akşam eve döndüğünde sessizleşenlerin…
Ve dışarıdan bakıldığında “Hiçbir şeyi yok, ne derdi olabilir ki?” denilenlerin de meselesidir.
Çünkü bazı yaraların alçısı olmaz.
Bazı ağrıların filmi çekilmez.
Bazı yorgunluklar sekiz saat uyuyunca geçmez.
---
Bir de şu meşhur “güçlü insan” meselesi var.
Güçlü insan kimdir?
Hiç ağlamayan mı?
Hiç korkmayan mı?
Her darbeyi sessizce karşılayan mı?
Yardım istemeden her şeyi tek başına çözmeye çalışan mı?
Bence güçlü insan tanımımızda ciddi bir problem var.
Çünkü bazen sürekli güçlü görünmeye çalışmak insanın taşıdığı yüklerden birine dönüşüyor.
İnsan kendisine bile itiraf edemiyor:
“Yoruldum.”
Çünkü yorulmayı yenilgi sanıyor.
“Baş edemiyorum.”
Çünkü yardım istemeyi zayıflık sanıyor.
“İyi değilim.”
Çünkü dünyanın kendisinden sürekli iyi olmasını beklediğini düşünüyor.
Oysa bazen insanın kurabileceği en cesur cümle iki kelimeden ibarettir:
“İyi değilim.”
Bu bir teslimiyet değildir.
Bazen tam tersine, insanın kendisini yeniden duyduğu ilk andır.
---
Ruh sağlığı konuşulurken bir başka yanılgımız daha var.
İyileşmeyi sürekli mutlu olmak sanıyoruz.
Hayır.
Ruh sağlığı, insanın yirmi dört saat gülümsemesi değildir.
Hayat zaten buna izin vermez.
Kaybedeceğiz.
Hayal kırıklığı yaşayacağız.
Yanlış insanlara güveneceğiz.
Bazen yanlış kararlar vereceğiz.
Bazı sabahlar yataktan kalkmak istemeyeceğiz.
Bazen hiçbir neden yokmuş gibi içimiz sıkılacak.
Bazen de nedenini gayet iyi bildiğimiz hâlde değiştiremeyeceğimiz şeyler olacak.
Ruhsal olarak sağlıklı olmak bütün bunların hiçbirini yaşamamak değildir.
Belki de mesele, yaşadığımız her olumsuz duyguyu hemen susturmaya çalışmamaktır.
Çünkü üzülmek her zaman bozukluk değildir.
Kaygılanmak her zaman hastalık değildir.
Öfkelenmek de insanı kötü yapmaz.
Duyguların tamamını ortadan kaldırırsak geriye sağlıklı bir insan değil, duygusuz bir makine kalır.
İnsan olmanın biraz da dağınık bir tarafı vardır.
Ve belki biz, kusursuz görünmeye çalışırken bunu unuttuk.
---
Bir de birbirimize söylediğimiz cümlelere bakalım.
“Nasılsın?”
“İyiyim.”
Çoğu zaman soru da otomatik, cevap da.
Belki karşımızdaki insan “İyi değilim” dese ne yapacağımızı bilemediğimiz için cevabın “iyiyim” olmasını bekliyoruz.
Çünkü dinlemek kolay değildir.
Bir insanın derdini hemen çözmeye çalışmadan yanında durmak da kolay değildir.
Bazen öğüt vermek yerine susmak gerekir.
Bazen “Boş ver” dememek gerekir.
Bazen “Ben olsam…” diye başlayan cümleleri yutmak gerekir.
Bazen sadece:
“Anlat.”
demek gerekir.
Ve gerçekten dinlemek.
Çünkü herkesin akıl veren birine ihtiyacı olmayabilir.
Bazen insan yalnızca sesinin bir yere ulaştığını bilmek ister.
---
Bugün Dünya Ruh Sağlığı Günü.
Size “hep pozitif düşünün” demeyeceğim.
Çünkü insanın her sabah güneş gibi doğmak gibi bir görevi yok.
Bazen bulutlanırız.
Bazen yoruluruz.
Bazen içimizde neyin kırıldığını bile bilmeden hayatımıza devam ederiz.
Üstelik dünya iyiymiş gibi yapan insanlarla dolu.
“İyiyim” deyip telefonu kapatanlarla…
İşine gidip masasının başına oturanlarla…
Fotoğraflarda gülümseyenlerle…
Herkesi dinleyip kendisine sıra gelmeyenlerle…
Bu yüzden bugün birine “Nasılsın?” diye soracaksanız, cevabını gerçekten duymaya vaktiniz olsun.
Kendinize soracaksanız da cevaptan kaçmayın.
Belki iyisinizdir.
Belki değilsinizdir.
İkisi de insan hâli.
Ama 10 Ekim geçince ruh sağlığını yeniden gelecek yılın takvimine kaldırmayalım.
Çünkü ruhun takvimi yoktur.
Pazartesi çökebilir.
Çarşamba yorulabilir.
Bir pazar sabahı hiçbir sebep göstermeden “Ben artık yetişemiyorum” diyebilir.
İnsan iç dünyası resmî günleri beklemez.
O yüzden bugün ruhunuza çiçekli farkındalık cümleleri vermek yerine biraz yer açın.
Konuşsun.
Kızsın.
Ağlasın.
Sussun.
Gerekirse yardım istesin.
Çünkü bazen insanı hayata bağlayan şey büyük cevaplar değildir.
Birinin gerçekten dinlemesi olabilir.
Bir kapının açılması olabilir.
Bir telefon olabilir.
Bir “buradayım” olabilir.
10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü.
Yarın 11 Ekim olacak.
Bence asıl sınav da yarın başlayacak.
Bugün ruh sağlığı hakkında güzel cümleler paylaşmak kolay.
Mesele yarın kaygılı birine “abartıyorsun” dememek.
Yarın depresyondaki birine “biraz pozitif ol” diye akıl vermemek.
Yarın psikiyatrik destek alan bir insanı tanısıyla tanımlamamak.
Ve yarın aynaya baktığımızda kendimize de başkalarına gösterdiğimiz kadar anlayış gösterebilmek.
Çünkü ruh sağlığı takvimde bir gün değil; insanın kendisine ve başka insanlara her gün nasıl davrandığıdır.
Belki kendimize sormamız gereken soru da sanıldığı kadar karmaşık değildir:
Herkese yetişirken, kendimizi nerede unuttuk?
Cevabı bulduğunuz yerde biraz bekleyin.
Belki yıllardır başkalarından beklediğiniz anlayışı önce kendinize vermeniz gerekiyordur.
Belki de bütün bu koşuşturmanın içinde dönüp almanız gereken biri kalmıştır geride.
Siz.
Çünkü insan bazen dünyada kaybolmaz.
Kendi hayatının içinde kaybolur.
Ve belki iyileşmenin en Serradışı hâli, başka birine dönüşmek değil; uzun zamandır ihmal ettiğiniz kendinize yeniden rastlamaktır.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Av. Serra Taşköprü Köşe Yazısı: KOŞULSUZ SEVMEK: KAAN KORA 28 Ekim 2026 Çarşamba
- IOANNA KUÇURADİ: İNSANI, İNSANA EMANET EDEN FELSEFE 03 Ekim 2026 Cumartesi
- Av. Serra Taşköprü Köşe Yazısı: Hayvanlar Hak Sahibi Olabilir mi? 22 Eylül 2026 Salı
- SEVGİNİN TAPUSU KİMDE? 11 Eylül 2026 Cuma