Yazar Bestekar Salih Poyraz Köşe Yazısı: AKRABA MI, AKREP Mİ? Yazar Bestekar Salih Poyraz Köşe Yazısı: AKRABA MI, AKREP Mİ?

03 Kasım 2026 20:57
Yazar Bestekar Salih Poyraz Köşe Yazısı: AKRABA MI, AKREP Mİ?

 

Selamlar, değerli okurlar... Bu yazıyı kaleme alma ihtiyacı duyma nedenim, insanın içindeki en derin çelişkilerden birinden, yani can  bağımız olan akrabalarımızla yaşadığımız o ince sızıdan doğdu. Hayatın koşturmacasında zaman zaman “Akraba mı, Akrep. mi?” sorusuyla baş başa kalır, en yakınlarımızdan gördüğümüz sessizliğe ya da vefasızlığa hayıflanırız. Ancak madalyonun diğer yüzünde, en karanlık günümüzde elimizden tutan yine o köklerimizdir. İşte bu yazı; kırgınlıklarımızla vefalarımız, doğunun omuz omuza duran kalabalığı ile batının ve gurbetin soğuk yalnızlığı arasında gidip gelen o insani dengeyi sizin ile  beraber aramak istedim.

Akraba mı, Akrep mi?

Çevremizde sık sık aynı cümleyi duyarız: “Akrabayla iş yapılmaz,” ya da biraz daha ileri gidip söylenmiş o sert lafı: “Akraba akreptir.”

İş hayatına atılan, bir girişim kuran, bir eser ortaya koyan ya da bir ortaklığa giren birçok kişinin en büyük sitemi genelde en yakınından, yani akrabasından gelir. “Yabancı yapsa koymazdı ama o yapınca canım yandı” deriz. Büyük emek verdiğin bir işte, geceni gündüzüne kattığın bir başarıda yanına bakarsın; yabancı bir arkadaşın seni el üstünde tutar, başarını kutlamak için çırpınır, sana güç verir. Oysa kanından, canından sandığın akrabaların sadece uzaktan, sessizce ve adeta bir seyirci gibi izlemekle yetinir. Ne bir tebrik, ne içten bir destek, ne de göğsünü kabartan tek bir takdir sözü... İşte bu sessizlik, insanın canını her şeyden çok yakar, derinden incitir. Beklentimiz yüksek olduğu için kırgınlığımız da öfkemiz de daha derin olur. Birlikte çıkılan bir işte profesyonellik rafa kalkar; hatır-gönül ilişkisi yüzünden ticaretin dengesi bozulur veya o soğuk izleyiş bağları yıpratır. En nihayetinde de o masalar dağılır, geriye sitem dolu cümleler kalır.

Peki, resmin sadece bu tarafına mı bakacağız?

Bu coğrafyanın fıtratında iki uçlu bir nehir gibi akar akrabalık. Doğunun dağlarına baktığınızda, bir aşiretin omuz omuza verdiği muazzam birliği görürsünüz. Orada “ben” yoktur, “biz” vardır; rüzgar sert eser ama dağ sarsılmaz, çünkü sırtını dayadığında bir koca oymak, yüzlerce akraba kalkan olur insanın arkasında. Akrabalık orada bir sığınak, bir yaslanma dağıdır. Batının koca metropollerine, beton yığınlarının arasına çevirdiğinizde ise bambaşka bir manzara karşılar sizi: Yalnızlık. Komşunun komşuyu tanımadığı, insanın kendi sesine yabancılaştığı o kalabalık yalnızlıkta, en acı gününde kapını çalacak bir tek akrabanın, bir tanıdık yüzün hasreti çöker yüreklere. Doğunun omuz veren kalabalığı ile batının iğne atsan yere düşmez ama yankısız ıssızlığı arasında savrulup gideriz.

İnsan gurbete düştüğünde daha da net anlar o aşina yüzlerin kıymetini. Yabancı sokaklarda kederli kederli yürürken birden memleketten bir akrabaya, tanıdık bir yüze rastlamak; çölün ortasında buz gibi bir pınara kavuşmak gibidir. Bir anda gurbetin o soğuk ayazı kırılır, sıcacık bir ana kucağına dönüştürür sokakları. Hiç konuşmasanız bile o tanıdık bakış, o ortak geçmiş yetiverir insanı sarıp sarmalamaya.

İşte tam da bu yüzden; başımız gerçekten sıkıştığında, gece yarısı bir telefonla kapımızı ilk çalan kimdir? Hastane koridorlarında çaresizce beklerken elimizi tutan, acımızı omuzlayan kim? İyi günümüzde, düğünümüzde davul zurnayla halay çeken; kötü günümüzde, cenazemizde sessizce yanımızda durup acımıza ortak olan yine o “sitem ettiğimiz” akrabalarımız değil midir?

İnsanoğlu bazen kırgınlıklarını, takdirsizlikten doğan o incinmişliklerini büyütürken; zor zamanlarda uzanan o sıcak elleri unutma eğilimine girer. Oysa akrabalık, ne sadece ticaretten ne de beklentisiz bir takdir mekanizmasından ibarettir. Her ilişkinin içinde anlaşmazlıklar, kıskançlıklar, beklenti çatışmaları ve kırılma noktaları olur. Asıl mesele, işte yaşanan bir olumsuzluğu, bir vefasızlığı veya bir takdirsizliği tüm bir ömrün, kan bağının ve çocukluk hatıralarının önüne koymamaktır.

Evet, iş hayatında sınırlarımızı çizmek, beklentilerimizi doğru yönetmek gereklidir. Akrabayla iş yaparken veya bir yola çıkarken kuralları baştan koymak belki de o bağı korumanın en akıllıca yoludur. Ancak “akraba akreptir” deyip kestirip atmak, bizi sığınacak en sağlam limanlarımızdan birinden mahrum bırakır.

Akrabalık bağları, bu hayatın karmaşasında elimizde kalan en kıymetli mirastır. Doğunun o sarsılmaz birliğinden bir parça huzur, batının ve gurbetin o soğuk yalnızlığına karşı en sıcak kalkanımızdır. Birbirimizin eksiğini kapatmak, başarıyı alkışlamayı öğrenmek, hatalarımızı tatlı dille uyararak düzeltmek ve araya soğukluk girmesine izin vermemek bizim elimizde. Sitem etmek hakkımız olabilir ama o bağı tamamen koparmak, en çok kendimize vereceğimiz bir cezadır.

Biraz hoşgörü, biraz mesafe ve bolca vefa... Akrabalığı zehir eden şey akrep olmak değil, birbirimize karşı anlayışı, takdiri ve sevgiyi unutmamızdır. Kapımızı her daim açık, gönlümüzü her daim geniş tutmak dileğiyle.

 Sağlık ve Sıhhatle kalın...

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
Deneme 2
Deneme 1
X