Siyaset Bilimci Recep Koçak Yazdı: ZULMÜN ARŞA DAYANDIĞI YER: DOĞU TÜRKİSTAN Siyaset Bilimci Recep Koçak Yazdı: ZULMÜN ARŞA DAYANDIĞI YER: DOĞU TÜRKİSTAN

20 Ekim 2026 15:34
Siyaset Bilimci Recep Koçak Yazdı: ZULMÜN ARŞA DAYANDIĞI YER: DOĞU TÜRKİSTAN

 

Bir Milletin Sessiz Çığlığı, İnsanlığın Vicdan Sınavı

Dünyanın bir köşesinde insanlar özgürlük içerisinde yaşamlarını sürdürürken, başka bir köşesinde milyonlarca insanın dili, dini, kültürü ve kimliği üzerinde ağır baskılar uygulanıyor. İşte o toprakların adı Doğu Türkistan!

Doğu Türkistan bugün yalnızca bir coğrafyanın adı değildir. Doğu Türkistan, susturulmak istenen bir milletin feryadı, birbirinden koparılan ailelerin gözyaşı, özgürlüğünden mahrum bırakılan insanların çığlığı ve insanlığın vicdanına yöneltilmiş en ağır sorulardan biridir.

Bir düşünün!

İnsan kendi vatanında yabancı muamelesi görür mü?

Bir insanın ana dilini konuşması, inancını yaşaması, kültürüne sahip çıkması neden tehdit olarak algılanır?

Bir annenin evladından, bir babanın ailesinden, bir çocuğun geleceğinden koparılmasının hangi insani gerekçesi olabilir?

Ve en önemlisi, bütün bunlar yaşanırken dünya neden yeterince güçlü bir ses çıkaramıyor?

Bir Milletin Varlığı Rakamlarla Yok Sayılamaz

Doğu Türkistan konusunda en fazla tartışılan meselelerden biri de nüfus meselesidir.

Çin'in 2020 yılı resmî nüfus sayımında bölgede yaklaşık 11,6 milyon Uygur Türkü bulunduğu belirtilmektedir. Ancak bu rakamlar, bölgedeki nüfus politikalarına, zorla uygulandığı bildirilen doğum kontrol yöntemlerine ve ailelerin birbirinden koparılmasına ilişkin ciddi insan hakları endişelerini ortadan kaldırmamaktadır.

Nüfusun gerçekte ne kadar olduğu konusundaki tartışmalardan daha önemli bir gerçek vardır: Bir insanın dahi zorla kaybedilmesi, kimliğinden dolayı baskı görmesi veya ailesinden koparılması kabul edilemez.

Bugün dünyanın farklı ülkelerinde yaşayan nice Doğu Türkistanlı, yıllardır anne babasından, kardeşinden ve yakınlarından haber alamadığını anlatmaktadır.

Bir annenin evladının yaşayıp yaşamadığını bilmemesi nasıl bir acıdır?

Bir insanın yıllarca telefonunun çalmasını beklemesi, bir ses duyabilmek için umutla yaşaması nasıl bir çaresizliktir?

Bir milletin çığlığını duymamak, o çığlığın var olmadığı anlamına gelmez.

Toplama Kamplarının Gölgesinde Kaybolan Hayatlar

Çin yönetimi, Doğu Türkistan'da uyguladığı politikaları terörle mücadele, aşırıcılıkla mücadele ve mesleki eğitim gerekçeleriyle savunmaktadır.

Ancak Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliğinin 2022 yılında yayımladığı rapor, bölgede ciddi insan hakları ihlallerinin yaşandığını ve bazı uygulamaların insanlığa karşı suç teşkil edebileceğini ortaya koymuştur.

Keyfî gözaltılar, kötü muamele, dinî ve kültürel özgürlüklere yönelik kısıtlamalar, ailelerin parçalanması ve zorla çalıştırma iddiaları, uluslararası insan hakları kuruluşlarının raporlarında geniş yer bulmaktadır.

2026 yılına gelindiğinde dahi insan hakları örgütleri baskıların sürdüğünü bildirmektedir.

Bir insan düşünün ki özgürce ibadet edemiyor.

Bir anne düşünün ki çocuğunun nerede olduğunu öğrenemiyor.

Bir baba düşünün ki ailesine kavuşacağı günü beklerken yıllarını hapishane duvarları arasında geçiriyor.

İşte bu nedenle Doğu Türkistan meselesi yalnızca siyasi bir mesele değil, doğrudan doğruya insanlık meselesidir.

Ucuz Ürünlerin Arkasındaki Görünmeyen Emek

Günümüzde dünya ticareti büyük ölçüde ucuz üretim ve hızlı tüketim üzerine kurulmuştur.

İnsanlar internet üzerinden birkaç dokunuşla alışveriş yapıyor, dünyanın öbür ucundan gelen ürünleri kapılarında teslim alıyor.

Peki, satın aldığımız ürünlerin hangi koşullarda üretildiğini hiç düşünüyor muyuz?

Bir tişörtün, bir ayakkabının, bir elektronik eşyanın veya gündelik bir tüketim ürününün arkasında nasıl bir emek bulunduğunu sorguluyor muyuz?

Doğu Türkistan konusunda en ciddi meselelerden biri de zorla çalıştırma uygulamalarıdır.

Uluslararası araştırmalarda, Uygurların ve diğer Türk topluluklarının devlet destekli çalışma programlarında baskı ve tehdit altında çalıştırıldığına ilişkin ciddi bulgular yer almaktadır.

Bu durum, yalnızca Çin sınırları içerisinde yaşanan bir insan hakları sorunu olmaktan çıkmış, küresel tedarik zincirlerini ilgilendiren büyük bir meseleye dönüşmüştür.

Özellikle Temu ve benzeri uluslararası alışveriş platformlarının tedarik zincirlerinde zorla çalıştırma risklerinin yeterince denetlenip denetlenmediği sorgulanmaktadır.

ABD Temsilciler Meclisinin 2023 yılındaki incelemesi, Temu'nun zorla çalıştırmayla üretilmiş ürünleri tespit etmeye yönelik denetim mekanizmalarındaki ciddi eksikliklere dikkat çekmiştir.

Burada bütün ürünlerin zorla çalıştırılan insanlar tarafından üretildiğini söylemek mümkün değildir. Ancak ciddi risklerin bulunduğu bir ticaret sisteminde tüketicinin bilgilendirilmesi ve şirketlerin hesap vermesi zorunludur.

Bir ürün ucuz olabilir. Ama o ucuzluğun bedelini bir başka insan özgürlüğüyle ödüyorsa ortada sorgulanması gereken büyük bir vicdan meselesi vardır.

Dünya ticareti insan onurundan daha değerli olamaz!

Hiçbir ekonomik kazanç, bir insanın emeğinin zorla sömürülmesini meşru kılamaz.

Organ Toplama İddiaları: İnsanlığın Cevap Bekleyen Soruları

Doğu Türkistan ve Çin'deki tutuklular konusunda gündeme gelen en ağır iddialardan biri de zorla organ alınması meselesidir.

Birleşmiş Milletler insan hakları uzmanları, 2021 yılında yayımladıkları açıklamada, Çin'de tutulan bazı dinî ve etnik azınlık mensuplarından rızaları dışında organ alınmış olabileceğine ilişkin iddialar karşısında ciddi endişe duyduklarını açıklamıştır.

Bu iddiaların bütün boyutlarıyla bağımsız ve şeffaf şekilde araştırılması gerekmektedir.

Çünkü insan bedeni ticari bir mal değildir.

Hiçbir insan, bir başkasının yaşamını kurtarmak veya herhangi bir ekonomik çıkar sağlamak amacıyla zorla organ kaynağına dönüştürülemez.

Organ nakli, insan hayatını kurtaran çok değerli bir tıbbi uygulamadır. Ancak bunun temelinde gönüllülük, açık rıza, insan onuru ve hukukun üstünlüğü bulunmalıdır.

Dünyanın görevi, bu kadar ağır iddialar karşısında sessiz kalmak değil, bağımsız soruşturmaların önünü açmaktır.

Türk Olmak, Türkçe Konuşmak, Kültürünü Yaşatmak Suç Olmamalı!

Doğu Türkistan Türkleri yalnızca fiziki baskılarla değil, kültürel kimliklerine yönelik müdahalelerle de karşı karşıyadır.

Bir milletin dili onun hafızasıdır.

Kültürü onun geçmişidir.

İnancı, gelenekleri, müziği, kıyafetleri ve edebiyatı ise nesilden nesile aktardığı manevi mirasıdır.

Bu nedenle ana dil üzerindeki kısıtlamalar, dinî yaşamın denetlenmesi, kültürel faaliyetlerin baskı altına alınması ve sanatçıların cezalandırılması son derece ciddi meselelerdir.

Bir insanın Türk kimliğini benimsemesi, geleneksel kıyafetini giymesi, kendi müziğini dinlemesi veya atalarından kalan kültürel değerlerini yaşatması neden tehdit olsun?

Bir milletin türkülerini susturabilirsiniz ama hafızasını kolay kolay silemezsiniz.

Bir milletin tarihî eserlerini ortadan kaldırabilirsiniz ama geçmişine duyduğu bağlılığı yok edemezsiniz.

Bir milletin dilini kamusal yaşamdan uzaklaştırabilirsiniz ama annesinin ninnisini hatırlayan bir insanın gönlündeki dili söküp alamazsınız.

Doğu Türkistan'da korunması gereken yalnızca insanların yaşam hakkı değil, aynı zamanda bir milletin kültürel varlığını devam ettirebilme hakkıdır.

Çünkü kültüründen koparılan bir millet, tarihinden ve geleceğinden de koparılmak istenir.

Dünya Devletleri Neden Daha Güçlü Bir Tavır Sergilemiyor?

Doğu Türkistan'da yaşananlara ilişkin uluslararası raporlar, tanıklıklar ve araştırmalar ortadayken dünya kamuoyunun verdiği tepkinin yeterliliği ciddi şekilde sorgulanmalıdır.

Elbette bazı devletlerin yaptırımlar uyguladığı, zorla çalıştırmayla üretilen ürünlere karşı düzenlemeler getirdiği ve uluslararası platformlarda açıklamalar yaptığı bilinmektedir.

Ancak bütün bu girişimlere rağmen insan hakları kuruluşları bölgedeki baskıların devam ettiğini bildirmektedir.

Öyleyse şu soruyu sormak zorundayız:

Dünyanın ekonomik çıkarları, insan haklarından daha mı önemlidir?

Ticari ilişkiler bozulmasın diye insan hakları ihlalleri karşısında daha temkinli davranmak ne kadar doğrudur?

Bir ülkedeki hak ihlallerine karşı yüksek sesle konuşan devletlerin başka bir ülkede aynı kararlılığı göstermemesi nasıl açıklanabilir?

İnsan hakları evrenselse herkes için evrensel olmalıdır.

Bir insanın özgürlüğü, yaşadığı coğrafyaya veya mensup olduğu millete göre değer kazanmamalıdır.

Zulüm dünyanın neresinde yaşanırsa yaşansın zulümdür.

Mazlumun kimliği, dili, dini veya milliyeti onun haklarını değiştirmez.

Türk Dünyası İçin Büyük Bir Vicdan Sorumluluğu

Doğu Türkistan meselesi, Türk dünyasının görmezden gelemeyeceği tarihî ve kültürel bir sorumluluktur.

Anadolu'da yaşayan bir Türk ile Doğu Türkistan'da yaşayan bir Uygur Türkü arasında kilometrelerce mesafe olabilir.

Ancak tarihî bağlar, ortak kültür, dil akrabalığı ve gönül birlikteliği bu mesafeleri aşabilecek güçtedir.

Bugün Doğu Türkistanlı bir annenin acısını anlamak için aynı şehirde yaşamak gerekmez.

Bir çocuğun ailesine kavuşma isteğini anlamak için aynı dili konuşmak bile gerekmez.

İnsan olmak yeterlidir.

Türk dünyasının devletlerine, sivil toplum kuruluşlarına, üniversitelerine, sanatçılarına, gazetecilerine ve aydınlarına önemli görevler düşmektedir.

Doğu Türkistan meselesi yalnızca anma programlarında gündeme getirilen bir konu olmamalıdır.

Uluslararası hukuk girişimleri desteklenmeli, kayıp kişilerin akıbeti araştırılmalı, aile birleşimleri için diplomatik çabalar artırılmalı ve insan hakları ihlallerinin bağımsız şekilde incelenmesi talep edilmelidir.

Sanatçılar eserleriyle, yazarlar kalemleriyle, gazeteciler haberleriyle ve sivil toplum kuruluşları çalışmalarıyla bu meselenin unutulmasını önlemelidir.

Çünkü unutulan acılar zamanla normalleştirilmeye başlanır.

Ey Dünya! Bu Sessizliği Ne Zaman Bozacaksın?

Bir insanın gözyaşını görmek için onunla aynı milletten olmak gerekmez.

Bir çocuğun feryadını duymak için onunla aynı dili konuşmak gerekmez.

Bir annenin acısını anlamak için onunla aynı inancı paylaşmak gerekmez.

Vicdan sahibi olmak yeterlidir.

Bugün Doğu Türkistan'da yaşananlar karşısında sessiz kalan herkesin kendisine sorması gereken bir soru vardır:

Yarın aynı acılar kendi ülkemizde yaşansaydı dünyanın nasıl davranmasını isterdik?

Çocuklarımız kimliklerinden dolayı baskıya uğrasaydı, ailelerimiz parçalanmış olsaydı, sevdiklerimizden yıllarca haber alamamış olsaydık, dünyanın sessiz kalmasını kabul edebilir miydik?

Elbette hayır!

O hâlde başkalarının yaşadığı acıları da aynı hassasiyetle değerlendirmek zorundayız.

İnsanlık yalnızca kendi acısına ağlamak değildir.

İnsanlık, hiç tanımadığın birinin gözyaşında kendi vicdanını bulabilmektir.

Son Söz: Doğu Türkistan'ın Çığlığı İnsanlığın Vicdanında Yankılanmalı

Doğu Türkistan bugün yalnızca bir milletin değil, bütün insanlığın ortak sınavıdır.

Bu sınavın kazananı ekonomik güç, siyasi nüfuz veya ticari çıkarlar olmamalıdır.

Kazanan insan onuru olmalıdır.

Kazanan adalet olmalıdır.

Kazanan özgürlük olmalıdır.

Çünkü hiçbir devletin gücü bir insanın temel haklarını ortadan kaldırma hakkı vermez.

Hiçbir siyasi ideoloji, bir milletin kültürünü yok etme gerekçesi olamaz.

Hiçbir ekonomik çıkar, zorla çalıştırmayı veya ailelerin parçalanmasını meşrulaştıramaz.

Bizler savaş değil barış, nefret değil adalet, intikam değil hukuk istiyoruz.

Doğu Türkistan'daki insanların kendi dillerini özgürce konuşabildiği, inançlarını yaşayabildiği, kültürlerini koruyabildiği, ailelerine kavuşabildiği ve korkmadan yaşayabildiği bir gelecek istiyoruz.

Ey dünya!

Bir annenin evladına kavuşma umudunu görmezden gelme!

Bir çocuğun özgürlük özlemini duymazdan gelme!

Bir milletin tarihini, kültürünü ve kimliğini yaşatma mücadelesine sırtını dönme!

Unutmayalım ki zulmün büyüklüğü karşısında sessiz kalan bir dünya, kendi insanlık değerlerini de sorgulamak zorunda kalacaktır.

Ve unutulmamalıdır:

Zulüm ne kadar güçlü görünürse görünsün, adalet talebi susturulamaz.

Doğu Türkistan'ın çığlığı yalnızca gökyüzüne değil, insanlığın vicdanına da ulaşmalıdır.

Çünkü Doğu Türkistan'da susturulmak istenen yalnızca bir milletin sesi değil, insan olmanın en temel hakkı olan özgürlük talebidir.

Doğu Türkistan unutulmasın, insanlık susmasın!

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
Deneme 2
Deneme 1
X