Eğitimci Yazar Hayri Bostan Eğitimci Yazar Hayri Bostan Köşe Yazısı: Dünyaya Abanmak

26 Eylül 2026 22:11
Dünyaya Abanmak

 

Dün gece (23.09.2026 Çarşamba)trt2’de yerli bir sinema filmi yayımlandı. Çok isabetli, zamanlaması da çok güzel bir tercih oldu. Bu seçimi kim yapmışsa tebrik ediyorum. İnsanları bir tutku halinde kuşatan, hiç emek harcamadan, kısa yoldan zengin olma, paraya ve dünyalıklara ulaşma histerisi çok güzel yansıtılmış. Senaryosunu Hikmet Kerem Özcan yazmış ve yönetmenliğini de kendisi yapmış.
Son günlerde ülkemizde yaşadığımız şu fon vurgunu da aynı hastalığın sonucu değil mi? Adam bir milyon koymuş, kısa bir süre sonra beş yüz otuz dört milyon almış gitmiş. Peki kimin parası? Aynı duygularla kısa yoldan çok kazanma hırsıyla para yatıranların paracıklarını. Temelinde kumar tutkusu var bence. Milli Piyango, Toto, Loto ve benzeri şans oyunları insanlara bu hastalığı bulaştırıyor. Benim halamın oğlu vardı. İstanbul’da bir otoparkta çalışıyor, oralarda yatıp kalkıyordu. Her hafta bu şans oyunlarını oynardı. Birgün bana dedi ki: “Ben her haftanın başından sonuna kadar adeta milyoner olacağım hayaliyle yaşarım. Hafta sonu kazanamadığımı görünce duygularım sıfırlanır ve yeni hayallerim başlar…”
İlkokuldan sonra Trabzon’un Değirmendere semtinde fırıncı çıraklığı yaptığımız zamanlar Günaydın Gazetesi kupon vermeye başlamıştı. Bir ay süreyle kuponlar kesilip biriktirilecek ve gönderilecekti. Çekilişte üç tane alternatif vardı. Kupon biriktirip gönderenler bu üç şeyden birine sahip olma şansı kazanacaklardı. Bunlardan biri bir tavuk çiftliği, ikincisi İstanbul’un önemli bir semtinde içki bayii, biri de aynı semtlerden birinde dayalı döşeli bir daireydi. Ben nedense tavuk çiftliğini istiyordum ve bana çıkacağını hayal ediyordum. Özenle kupon biriktirdim. Bir ay boyunca o tavuk çiftliği bana çıkmış gibi hayallerle yaşadım, o hayallerle uyudum, rüyalar gördüm. Ta ki sonunda kuponları gönderdim ve bir şey çıkmayınca sükutu hayalle kendime dönebildim. Mübarek hadisi şerifi hatırlamak ve daha iyi anlamak için en iyi fırsat. “Hiç kimse elinin emeğinden/kazancından daha hayırlı bir rızık asla yememiştir.” (Buhârî, Büyû', 15)
Bizler Kur’an ayetlerini ya da Hz. Peygamber (sav)’in hadisi şeriflerini okuyup, kafa sallayıp geçiyoruz genellikle. Ne kadar manidar bir söz değil mi? Bu bir değer olarak topluma iyi öğretilmelidir. Hırsızlığın, dolandırıcılığın, sahtekarlığın, az emekle çok kazanma, daha çok kazanma hırsının ilacı bence bu mübarek söz.
Eskiden komşuluk vardı. Akrabalık vardı. Dostluk vardı. İnsanlar birbirlerini arar sorar ziyaret ederdi. Nasıl oldu da birdenbire bu değerlerimiz unutuldu. Parayı, mevki-makamı, şöhreti bulanlar sahip olduklarını tekbaşlarına kemirmek için adeta kamufle olmuşlar.
Yaşanan şu son fon skandalında adam 220 milyon değerindeki araçlarını 26 bin Türk lirasına devretmiş. Katlar yatlar uçaklar almışlar. Şu habere bakar mısınız: “1 Eylül’de İsviçre’ye 25 milyon euro gönderen tutuklu Pusula Portföy A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Muhammed Yarız’a ait lüks araçların soruşturma sürecinden kısa süre önce farklı kişilere satıldığı tespit edildi. 220 milyon lira değerindeki taşıtların toplam 26 bin 280 TL’ye devredildiği ortaya çıktı.”
Bunlar ne kadar azgın, kudurmuş açgözlü adamlar. Vahşi kapitalizmin iğdiş ettiği tipler. Bunlara idam cezası verilmeli ki caydırıcı olsun. “Bir tarafta milyon dolarlık yatlar, özel jetler, lüks arabalarla gündeme gelen Muhammed Yarız; diğer tarafta daha 15 yaşında MESEM kapsamında çalışırken hayatını kaybeden Muhammed Kendirci ve çöpten kâğıt, plastik, metal toplayarak geçinmeye çalışan 20 yaşındaki Erol Karasulu…
Aynı ülke, aynı dönem; ama birbirinden tamamen farklı hayatlar. Biri servetle, diğerleri hayatta kalma mücadelesiyle anılıyor. Ve en acısı, bütün bunları birkaç gün konuşup sonra başka bir gündemle unutuyor olmamız.”
“Zalimler için yaşasın cehennem” mottosuna bir de bu açıdan bakmak lazım.
Kur’an’ı Kerim bize en güzel ölçüyü veriyor ama ne kadar farkındayız acaba? İsra Suresi’nin 29.uncu ayeti kerimesine bakar mısınız?
“Eli sıkı olma, ölçüsüzce eli açık da olma; sonra kınanacak, kendi kendine hayıflanacak duruma düşersin!”
Eskiden beri çevremdeki insanların sıkıntılarına duyarlı bir kişiliğim vardır. Hiçbir beklentim olmadan yapmışımdır. Bir ara Kocaeli’nde cezaevine din dersi vermek üzere görevlendirilmiştim. Koğuşlarda sık sık isteklerle karşılaşıyordum. Kimisi bir defter, bir kitap istiyordu, bazıları buna benzer şeyler. Ben de onların isteklerine duyarsız kalmamaya çalışıyordum. İş öyle bir duruma geldi ki artık çoğalan istekleri karşılayamaz olmuştum. Hatta bazıları ileri giderek kendilerine esrar ve benzeri şeyler götürmemi bile istedi bir ara. Ben de saf saf o beyinsize dedim ki: Yahu benden bir kitap vs. isterseniz temin etmeye çalışırım. Adam hemen “hah dedi, kitabın sayfaları arasına koy ve getir.”
Yıllardır hayır sahibi dostlarımdan ihtiyaçlı öğrencilere burs sağlıyorum. Ne ihtiyacı olanları tanıyorum ne bursu veren tanıyor. Okuldan bazı öğretmen arkadaşlarım aracılığıyla bunları tespit ediyoruz. IBAN numaralarını gönderiyorum. Bursları otomatik olarak ödeniyor. Zamanla bu iyiliğe aracı olma gayretlerim o kadar yaygınlaştı ki altından kalkamaz oldum. Ve şunu öğrendim: Her başı ağrıyanın bana baş vurduğu bir durum çıktı ortaya. Sanki yardım isteyenlere el uzatmak için bekleyen insanlar çevremi kuşatmışlar da onlar da bunu fırsata çevirmeye çalışıyorlardı.
Cuma namazı kıldığımız caminin önünde namaz çıkışı yaşlı bir kadın elinde bir poşetle duruyor ve yalvar yakar yardım istiyor. Ve ben bu kadını tanıyorum. Böyle yardımlar toplayarak üç katlı tribleks bir villa yaptırdı. Ama doymuyor. Yaşlı haline ve hırpani kıyafetine bakanlar acıyorlar ve yardım ediyorlar.
Bundan şunu anlıyorum: Yardım etmek kadar yapılan yardımların yerine gitmesini araştırmak, böyle istismarcılara fırsat vermemek sorumluluğumuz da var. Bu sahtekârlar insanların yardımlaşma duygularını da yaralıyorlar.
Aylık gelirim 74 bin lira diyen adama ait arabaların bagajından 934 milyon para çıkmış. Şu memleketin haine bakın ya. Borsada yapılan manipülasyonlarla yüz binlerce insanın dişinden tırnağından tasarruf ettikleri birikimleri çalınıyor. Adam bir milyon yatırmış ve kısa bir süre sonra beş yüz otuz üç milyon kazanmış, bu paraları da yurtdışına çıkarmışlar. Bu adamlar bunu nasıl yapıyorlar? Bunun en büyük nedeni cezaların caydırıcı olmamasıdır. Adam uyuşturucu işi yapıyor ve utanmadan merkez camiin avlusunda başında beyaz takkeyle dolaşıyor, namaz kılıyor. Bunun nedeni insanları kafileler halinde umrelere taşıyanların görevli hocaları çok ufak ibadetlere çok büyük mükafatlar dağıtmasıdır bence. Adam her naneyi yiyor. Sonra umreye gidiyor. Arafat’ta, Müzdelife’de, Mina’da, Kâbe’nin çevresinde, Ravzai Mutahhara’da umre ritüellerini yerine getiriyor ve anasından doğduğu gibi tertemiz ülkesine dönüyor, kaldığı yerden devam ediyor. Sözde hocalar bunların bu sahtekarlıklarını görmeyi engelleyici, zan ve şüphe içerikli davranışlardan sakınmalarını telkin ederek bu sahtekâr sözde dindarlıklara çanak tutuyorlar. Öte yandan sokak çeteleri, akran zorbalıkları, doktorlara, öğretmenlere yönelik şiddet olayları artıyor. Adalet Bakanı Akın Gürlek göreve geldikten sonra kaç tane, üzerinden yıllar geçmiş cinayet dosyaları açılıyor, DNA testleri yapılarak bu karanlık cinayetler açıklığa kavuşturulmaya çalışılıyor.
Kimsenin yaptığı yanına kar kalmasın. Er geç hesabını versin. Temennimiz ve duamız budur. Ama yolsuzluklara, hırsızlıklara, cinayetlere yönelik çalışmalara bütün siyasi partiler destek vermelidir. Kurt sisli havayı sever. Bir anket yapılsa belki de Sayın Akın Gürlek en istenmeyen kişi olarak gösterilir. Ben burada “Siz nasılsanız öyle yönetilirsiniz” mottosunu görüyorum. İnsanlar yolsuzluk ve hırsızlıklara, şiddetin her türlüsüne, teröre karşı mücadele edenlere karşı algılar oluşturuluyor. Hani “haksızlık karşısında susan dilsiz Şeytan’dı? “Zulüm bizdense ben bizden değilim” mottosu İsrail buldozeri altında kalarak hayatını kaybeden ABD’li barış aktivisti Rachel Corrie ile özdeşleşmiş evrensel bir vicdan çağrısıdır. “Bir kavim kendini bozmadıkça Allah onları bozmaz.” (Rad, 13/11)
Gidişat iyi değil. Allah sonumuzu hayırlı eylesin.
Doğrunun ve haklının yanında yer almak eskidendi belki. Artık insanların çıkarları neredeyse kendilerini oraya ait hissediyorlar. Sosyal sorumluluk duyguları zayıflıyor. “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” hadisi şerifi de fazla bir anlam ifade etmiyor artık. “İnsanoğlunun gözü doymaz. Bir vadi dolusu altın versen bir vadi dolusu daha ister” hadisi şerifi sanki bu zamanlar için söylenmiş. En büyük vurgunları, hırsızlıkları, dalavereleri en zengin olanlar daha çok yapıyorlar. Bu ülkede asgari ücretle çalışıp kirada oturan, çocuk okutan, hayatta kalma mücadelesi verenler daha çok şükrediyorlar.
Karun’a “Allah’ın sana verdiği gibi sen de ihtiyacı olanlara ver” denildiği zaman O: “Ben bu zenginliği bendeki ilim ve beceri sayesinde kazandım” demişti. Sonra da Allah O’nu ve bütün servetini yerin dibine geçirmişti.
Kasas Suresi’nin 77.inci ayetinde: “Allah’ın sana verdiği şeylerde ahiret yurdunu ara. Dünyadan da nasibini unutma. Allah’ın sana iyilik yaptığı gibi sen de iyilik yap ve yeryüzünde bozgunculuk isteme. Çünkü Allah, bozguncuları sevmez.” Sözüne karşılık ne demişti: “Kârûn, “Bunlar bana bendeki bilgi ve beceriden dolayı verilmiştir” dedi. O, Allah’ın kendinden önceki nesillerden, ondan daha kuvvetli ve daha çok mal biriktirmiş kimseleri helâk etmiş olduğunu bilmiyor muydu? Suçlulukları kesinleşmiş olanlara günahları konusunda soru sorulmaz (Çünkü Allah hepsini bilir).
Emek ve alın teri olmadan çok kazanma hırsı, ben kazanırsam acaba kimler kaybedecek diye sorgulamayan bencil kapitalist kafalar kaybedince sesleri ayyuka çıkıyor.
Çevremde bir ihtiyaçlı var mıdır, fakir bir öğrenciye burs verebilir miyim diye en ufak derdi olmayanlar gün gelip de her şeylerini kaybedince hala anlamıyorlar.
Sürekli tüketme, daha çok tüketme açgözlülüğüne düşenler ya kendileri ya çocukları veya yakınları çok değişik kirli işlere de bulaşıyorlar.
Ben hep şöyle dua etmişimdir: “Allah’ım! Çok verip azdırma, az verip bezdirme.”
Sosyal medyada Cahit Zarifoğlu'na atfedilen "Burası dünya, ne çok kıymetlendirdik, oysa bir tarla idi..." dizeleri aslında Ayla Aydemir'e aitmiş. Bu şiir, Yunus Emre'nin "Dünya bir penceredir / Her gelen baktı geçti" dizeleriyle birleştirilerek internet ortamında yaygın olarak paylaşılmaktadır. Cahit Zarifoğlu ya da Ayla Aydemir’e ait bu dizeler ne kadar da anlamlı.
Allah helalinden hayırlı rızık nasip eylesin. Allah’ın nasip ettiği o hayırlı rızkı hayırlı işlerde harcamayı nasip etsin diye dua ediyorum.
Şükretmek de çok önemlidir. Hatta belki de en önemli eylemdir. Rabbimiz “Hani Rabbiniz şöyle duyurmuştu: “Ant olsun, eğer şükrederseniz elbette size nimetimi artırırım. Eğer nankörlük ederseniz, hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidir. “buyuruyor. Şükretmeyen insanlar sahip oldukları nimetlerin mutluluğuna asla erişemezler.
26.09.2026
HAYRİ BOSTAN

YORUMLAR
  • Toplam 1 yorum
Yusuf Sarıkaya 06:27 - 27 Eylül 2026

Üstadım çok önemli konuları dile getiren yazınızı okudum. Teşekkür ederim. Allah'ım tesirini artırsın.

0 Beğenmedim

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
Black Coffe & Tea
Uluslararası Milli Görüş Yardım Organizasyonu - İMG Türkiye
X