Filiz Altun ile Farklı Taraf
Filiz Altun

Filiz Altun ile Farklı Taraf: "YOZGAT’A DAİR BİR EZBER" Filiz Altun ile Farklı Taraf: "YOZGAT’A DAİR BİR EZBER"

18 Eylül 2026 09:32
Filiz Altun ile Farklı Taraf: "YOZGAT’A DAİR BİR EZBER"

 

“Dersini almış da ediyor ezber,
Sürmeli gözlere sürme neyler…”

Anadolu’nun bozkırında bir türkü çalınır önce…
Telden tele yayılan o kadim Yozgat Sürmelisi’nin sesidir bu.

Beyin kızına sevdalanan, o imkânsız aşkın ateşiyle kavrulup kendisini dağlara vuran o sevdalı gencin iç çekişidir. Sevdiğine kavuşamamıştır, dünyası zindan olmuş; ama yüreğindeki o büyük yangın bir an olsun sönmemiştir. O genç, dağlarda çile çekerken kaderine küsmemiş, sevdasını yüreğine mühürlemiştir.

Tarihin sayfalarını biraz araladığınızda, Yozgat’ın Millî Mücadele dönemindeki o fırtınalı virajı ve Çapanoğlu Ayaklanması etrafında yaşananlar, sanki bu sevdalı gencin çektiği ızdırabın tarih sahnesindeki başka bir karşılığıdır. O günlerde yaşanan sancılı kopuşlar, çatışmalar ve sonrasında halk hafızasında yer eden cezalandırılma anlatıları…

Tıpkı sevdiğine kavuşamayarak dağlara düşen o gencin çektiği hasret gibi, Yozgat da uzun yıllar tarihindeki o kırılmanın gölgesinde anıldı.

“Bu dert beni iflah etmez del’eyler,
Benim dert çekmeye dermanım mı var?”

İşte Yozgat da o dertli yılların yükünü omuzlarında taşıdı.
Bozkırın ayazında sessizliğe büründü.

Fakat asıl hikâye belki de bundan sonra başladı.
Çünkü tarih yalnızca yaşananlardan değil, yaşananların ardından kendini yeniden kuran insanlardan oluşur.

Yozgat da zaman içinde değişti. Eski yerel dengeler yerini yeni bir düzene bıraktı. Kuşaklar değişti, hayat değişti, şehir değişti. Eğitim, göç, ekonomik şartlar ve toplumsal dönüşümler Yozgat’ın hafızasını ve kimliğini de yeniden şekillendirdi.

Bugün Yozgat denildiğinde ise, muhafazakâr ve milliyetçi siyasi kültürün güçlü olduğu bir şehir karşımıza çıkıyor.

Ve insan ister istemez soruyor:
Bir zamanlar tarihinin en sancılı kırılmalarından birini yaşayan bir şehir, yıllar sonra nasıl oluyor da devlet, vatan ve milliyetçilik duygularıyla bu kadar güçlü biçimde özdeşleşiyor?

Bu sorunun tek bir cevabı varmış gibi davranmak kolay.
Oysa bir şehrin kimliği tek bir olayla açıklanamaz.

Belki de Yozgat’ın hikâyesini anlamak için geçmişe yalnızca “ne oldu?” diye değil, “sonrasında neye dönüştü?” diye bakmak gerekir.

Çünkü bazı acılar insanı yalnızca yaralamaz.
Bazen bir kimliği yeniden kurar.

Yozgat’ın geçmişi de bugün hâlâ bu soruyu düşündürüyor.
Bir zamanlar üzerine yapıştırılan etiketlerle anılan bir şehir, kendi hikâyesini o etiketlerin dışına taşımayı başardı.
Devlete, bayrağa ve millete duyduğu güçlü aidiyeti kuşaklar boyunca taşıdı.

Büyük şehirlerden farklı olarak daha sınırlı göç alması, geleneksel toplumsal bağların ve yerel hafızanın daha güçlü kalması da bu kültürel devamlılığın unsurları arasında düşünülebilir.

Belki de bu yüzden Yozgat’ın hikâyesi yalnızca bir isyanın hikâyesi değildir…

Bir şehrin, geçmişinin gölgesinden çıkıp kendi kimliğini yeniden yazmasının hikâyesidir.

Ve tam burada o türkü yeniden karşımıza çıkar:

“Ölünce mezara girdiğim zaman,
Ben susayım kemiklerim söylesin.”

İşte Yozgat’ın hikâyesi de biraz böyle…
Sustuğu yerde bile hafızası konuşuyor.

Kemiklerinin bile vatan diyeceği bir sadakatle, kendi tarihini kendi elleriyle yazıyor.

Ve türküdeki o dize, bozkırın üstünde gururla asılı kalmaya devam ediyor:

“Dersini almış da ediyor ezber…”

Belki de mesele artık ezberlemek değil.
Kendi tarihini yeniden okumaktır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
Black Coffe & Tea
Deneme 1
X