Filiz Altun ile Farklı Taraf
Filiz Altun

Filiz Altun Köşe Yazısı DÜNYAYI DEĞİŞTİRENLER NEDEN DÜNYANIN EN İYİ Öğrencileri miydi ?

15 Eylül 2026 11:06
Filiz Altun Köşe Yazısı: "DÜNYAYI DEĞİŞTİRENLER NEDEN DÜNYANIN EN İYİ Öğrencileri miydi ?"

 

Bir genç neden dünyanın öbür ucuna gitmeyi göze alır?

Neden ailesinden, ülkesinden, alıştığı hayattan uzaklaşıp dünyanın en iyi üniversitelerinden birinde okumak için yıllarca hazırlanır?

Çünkü bazı üniversiteler yalnızca eğitim vermez.

Dünyanın geleceğinin kurulduğu yerlerdir.

Bugün dünyanın en iyi üniversitelerine baktığımızda ABD ve İngiltere’nin neden bu kadar güçlü olduğunu görmek zor değil.

MIT, Stanford, Harvard, Oxford, Cambridge, Imperial College London…

Buralarda yalnızca ders anlatılmıyor.

Bilim üretiliyor.

Teknoloji geliştiriliyor.

Şirketler doğuyor.

Araştırmalar milyarlarca dolarlık sektörlere dönüşüyor.

Ve en önemlisi;

dünyanın en parlak insanları birbirleriyle aynı ortamda buluşuyor.

İşte fark burada.

İyi bir üniversite size bir diploma verir.

Dünyanın en iyi üniversitelerinden biri ise size bir çevre, bir vizyon ve bazen hayatınızın yönünü değiştirecek bir karşılaşma verir.

Sergey Brin’in hikâyesine bakın.

University of Maryland’de eğitim aldıktan sonra Stanford’a gitti.

Stanford’da Larry Page ile tanıştı.

İki doktora öğrencisinin üzerinde çalıştığı araştırma, daha sonra Google’a dönüştü.

Bugün milyarlarca insanın kullandığı Google’ın hikâyesi, aslında bir üniversitenin koridorlarında başlayan bir karşılaşmanın hikâyesidir.

Bazen üniversite size bir ders değil, hayatınızı değiştirecek insanı verir.

Satya Nadella’ya bakalım.

Hindistan’da elektrik mühendisliği okudu.

Sonra Amerika’ya gitti.

University of Wisconsin–Milwaukee’de bilgisayar bilimi, University of Chicago’da MBA yaptı.

Bugün Microsoft’un CEO’su.

Katalin Karikó…

Macaristan’dan Amerika’ya gitti.

Temple University’de araştırmalar yaptı, Pennsylvania Üniversitesi’nde yıllarca çalıştı.

Yıllarca yeterince destek görmeyen mRNA araştırmasının peşini bırakmadı.

Ve sonunda 2023 Nobel Tıp Ödülü’nü aldı.

Onun çalışmaları, COVID-19’a karşı kullanılan etkili mRNA aşılarının temelini oluşturdu.

Şimdi düşünün:

Bir Macar bilim insanının başka bir ülkeye giderek sürdürdüğü araştırma, yıllar sonra dünyanın dört bir yanındaki insanların hayatına dokunuyor.

İşte yurtdışında eğitimin gerçek hikâyesi budur.

Bir ülkeye gitmek değildir.

Dünyanın bilgi ağına girmektir.

Ve bugün gençlerin dünyanın en iyi üniversitelerine girmek için neden bu kadar büyük mücadele verdiğini de burada anlamak gerekiyor.

Çünkü artık üniversiteler yalnızca “Nerede okuyacağım?” sorusunun cevabı değil.

“Kimlerle aynı masaya oturacağım?” sorusunun da cevabı.

Hangi profesörlerden öğreneceksin?

Hangi laboratuvara gireceksin?

Hangi şirketlerle bağlantı kuracaksın?

Hangi girişimcilerle tanışacaksın?

Hangi fikirlerin içinde olacaksın?

Ve belki de en önemlisi:

Senden daha ileride olan insanlarla aynı ortamda bulununca kendini ne kadar ileri taşıyacaksın?

Dünyanın en güçlü üniversitelerinin etrafında yalnızca öğrenciler yok.

Bilim var.

Sermaye var.

Şirketler var.

Girişimciler var.

Araştırma var.

Teknoloji var.

Ve birbirini besleyen devasa bir insan ağı var.

Bu yüzden dünyanın dört bir yanından insanlar bu üniversitelerin kapısını çalıyor.

Çünkü bazı kapılar yalnızca bir sınıfa açılmaz.

Bir sektöre açılır.

Bir laboratuvara açılır.

Bir şirkete açılır.

Bir ülkeye açılır.

Hatta bazen bütün dünyaya açılır.

Bugün yapay zekâdan biyoteknolojiye, finanstan girişimciliğe kadar dünyanın gündemini belirleyen pek çok alanda bu üniversitelerin ve onların mezun ağlarının etkisini görüyoruz.

Ve burada çok önemli bir şeyi söylemek gerekiyor:

Yurtdışında eğitim almak, kendi ülkesinden kaçmak değildir.

Bunu böyle görenler meseleyi çok küçük bir yerden değerlendiriyor.

Dünyanın başka bir yerinde öğrenmek, dünyaya başka bir gözle bakabilmektir.

Bir öğrenci başka bir ülkeye gittiğinde yalnızca bilgi edinmez; farklı dünyalarla karşılaşır.

O karşılaşmalar bazen yeni bir fikir, yeni bir bilimsel çalışma, yeni bir şirket, hatta dünyayı değiştirecek bir buluş doğurur.

Çünkü fikirler sınırların içinde değil, sınırların kesiştiği yerde büyür.

İnsanlar sınırları geçiyor.

Bilgi sınırları geçiyor.

Fikirler sınırları geçiyor.

Bugün Hindistan’dan çıkan bir genç Amerika’da eğitim alıyor.

Macaristan’dan çıkan bir bilim insanı Amerika’da araştırma yapıyor.

Sovyetler Birliği’nden Amerika’ya gelen bir çocuk Stanford’da eğitim görüyor ve Google’ın kurucularından biri oluyor.

Ve onların ürettikleri şey artık yalnızca kendilerine ait olmuyor.

Dünyanın ortak mirasına dönüşüyor.

Bu yüzden gençlere yalnızca “İyi bir üniversitede okuyun” demek yetmez.

Onlara şunu söylemek gerekir:

Kendinizi dünyanın en iyi insanlarıyla aynı odalara sokun.

Çünkü bazen kaderinizi değiştiren şey aldığınız ders değildir.

Yanınızdaki insandır.

Bazen aldığınız diploma değildir.

Kurabildiğiniz bağlantıdır.

Bazen bildiğiniz şey değildir.

Henüz bilmediğiniz şeyi öğrenebileceğiniz ortamdır.

Ve belki de yurtdışında eğitimin en büyük gücü tam olarak budur:

Size yalnızca bir meslek kazandırmaz.

Size daha büyük düşünme ihtimali verir.

Ben 26 yıldır gençlerin yurtdışı eğitim yolculuklarına tanıklık ediyorum.

Ve bugün hâlâ aynı şeye inanıyorum:

Bir gencin önüne ne kadar çok dünya koyarsanız, onun hayatındaki ihtimalleri de o kadar çoğaltırsınız.

Bu nedenle bir gencin “Ben yurtdışında okumak istiyorum” demesinden korkmamalıyız.

Tam tersine, ona şunu sormalıyız:

“Dünyanın neresinde kendinin en iyi haline dönüşebilirsin?”

Çünkü belki de mesele ülke değiştirmek değildir.

Kendi sınırlarını değiştirmektir.

Ve kim bilir…

Bugün dünyanın en iyi üniversitelerinden birinin kapısında bekleyen gençlerden biri,

yarın dünyanın yönünü değiştirecek insanlardan biri olabilir.

Dünyayı değiştirenlerin çoğu, önce kendi dünyalarının sınırlarını değiştirdi.

Belki sıra sizdedir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
Black Coffe & Tea
Deneme 1
X