Av. Serra Taşköprü
Serra Taşköprü

Av. Serra Taşköprü Köşe Yazısı SEVGİNİN TAPUSU KİMDE?

11 Eylül 2026 22:23
SEVGİNİN TAPUSU KİMDE?

 

İnsan sevgiyi ne zaman sahip olmakla karıştırdı?

Ne zaman “Seni seviyorum” cümlesinin görünmeyen devamına “O hâlde benim olmalısın” şartını ekledi?

Belki de aşkın ve sevginin en büyük yanılgılarından biri burada başlıyor.

Çünkü bir insanı sevmek başka, onun tarafından seçilmek başka şeydir. Onu hayatında istemek başka, onun hayatında yer sahibi olduğunu düşünmek başka.

Ve insan bazen en büyük yanılgısını tam burada yaşar:

Sevdiği için hak sahibi olduğunu zanneder.

Oysa sevginin tapusu yoktur.

Bir insanı yıllarca sevebilirsiniz. O sizi sevmeyebilir.

Bir insanı çok sevebilirsiniz. Sizinle olmak istemeyebilir.

Birini sevebilirsiniz ve bir gün yollarınız tamamen ayrılabilir.

Hatta daha da aykırısını söyleyelim:

Bir insanı sevebilir, ona öfkelenebilir, onunla mücadele edebilir, yanlış bulduğunuz davranışlarını açıkça eleştirebilir ve buna rağmen içinizdeki sevginin tamamen yok olmadığını fark edebilirsiniz.

Çünkü insan duyguları mahkeme kararıyla sona ermiyor.

“Artık hayatımda değilsin” dediğiniz gün kalbinizin bütün kayıtları otomatik olarak terkin edilmiyor.

İşte koşulsuz sevginin anlaşılması en zor tarafı burada.

Koşulsuz sevmek, koşulsuz katlanmak değildir.

“Ne yaparsan yap yanındayım” değildir.

Kendini yok etmek hiç değildir.

Bir insan size zarar veriyorsa uzaklaşırsınız.

Güveniniz bittiyse ilişkiyi bitirirsiniz.

Sınırınız ihlal ediliyorsa sınır koyarsınız.

Hakkınız ihlal edilmişse hakkınızı ararsınız.

Gerekirse bir daha konuşmazsınız.

Ve bütün bunları yaparken hâlâ sevebilirsiniz.

Çünkü sevginin devam etmesi, ilişkinin devam etmesi gerektiği anlamına gelmez.

Her insan ilişkisi elbette bir sözleşme değildir. Sevgi zaten hiç değildir.

Ama sürdürülebilir bir yakınlığın bazı ihtiyaçları vardır.

Güven gibi.

Saygı gibi.

Karşılıklılık gibi.

İnsanların birbirlerinin sınırlarını tanıması gibi.

Bunlardan biri veya birkaçı ortadan kalktığında sevgi kalabilir ama birlikte kalabilme ihtimali ortadan kalkabilir.

İnsanlığın belki de en zor öğrendiği şey budur:

Sevgi her şeyi çözmez.

Bize yıllarca tersini anlattılar.

“Gerçekten seviyorsa döner.”

“Gerçekten seviyorsa affeder.”

“Gerçekten seviyorsa vazgeçmez.”

“Gerçekten seviyorsa susar.”

Neden?

Belki gerçekten seviyordur ve dönmüyordur.

Belki gerçekten seviyordur ve affetmiyordur.

Belki gerçekten seviyordur ve vazgeçmiştir.

Belki gerçekten seviyordur ve tam da bu yüzden gerçeği söylemekten vazgeçmiyordur.

Çünkü sevgi insanın muhakemesini iptal etmek zorunda değildir.

Birini sevmek onu kusursuz ilan etmek değildir.

Onun her davranışını meşrulaştırmak değildir.

Ve belki en önemlisi:

Sevdiğimiz insanı eleştirmek, sevgimizin sahteliğini kanıtlamaz.

Nefret etmek zorunda değiliz ki gidelim.

Unutmak zorunda değiliz ki vazgeçelim.

Sevgimizin bitmesini beklemek zorunda değiliz ki sınır koyalım.

Bazen insanın ulaşabileceği en olgun nokta, “Seni artık sevmiyorum” diyebilmek değil, çok daha zor bir cümleyi kurabilmektir:

“Seni seviyorum. Ama bu, sana dönmem gerektiği anlamına gelmiyor.”

Koşulsuz sevgi tam da burada başlıyor olabilir.

Karşılığını alamadığında nefrete dönüşmeyen sevgide.

Seçilmediğinde intikama dönüşmeyen sevgide.

Sahip olamadığında karşısındakini değersizleştirmeyen sevgide.

“Benim değilsen hiç kimse olamazsın” demeyen sevgide.

Çünkü sevginin karşıtı ayrılık değildir.

Bazen iki insan ayrılır ve sevgi kalır.

Sevginin karşıtı belki de bir insanı kendi ihtiyacımız uğruna nesneleştirmektir.

Bir insanı gerçekten seviyorsanız onun özgür iradesinin sizin arzunuzdan bağımsız olduğunu da kabul etmek zorundasınız.

Sizi seçebilir.

Seçmeyebilir.

Kalabilir.

Gidebilir.

Sizi sevebilir.

Sevmeyebilir.

Bütün bunlar acıtabilir.

Ama sevgi, karşı tarafın özgürlüğünü ortadan kaldıran bir mülkiyet hakkı değildir.

Bu yüzden koşulsuz sevginin bana göre en radikal cümlesi “Sonsuza kadar seninleyim” değildir.

Çok daha sessiz ve çok daha zor bir cümledir:

“Seni seviyorum ama sana sahip olmam gerekmiyor.”

Hatta bazen:

“Seni seviyorum ama artık hayatımda olmanı da istemiyorum.”

İşte insanın zihnini karıştıran paradoks budur.

Çünkü bize sevginin mutlaka birleşmeyle sonuçlanması gerektiği öğretildi.

Oysa bazı sevgilerin mutlu sonu kavuşmak değildir.

Bazılarının mutlu sonu, birbirinin hayatından çekilebilecek kadar özgürleşebilmektir.

Ve belki sevginin en yüksek hâli, bir insanı kendimize bağlamak değil; onu içimizde sevgiyle taşıyıp gerçekte özgür bırakabilmektir.

Çünkü sevgi “benim ol” dediği anda şart koşmaya başlar.

Koşulsuz sevgi ise bazen yalnızca şunu söyler:

“Benim olman gerekmiyor.
Seni sevmem benim duygum; özgür olman ise senin hakkın.”

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
Deneme 2
Deneme 1
X